21 Haziran 2013 Cuma

shift+del

öldüğün gece arabanla evine dönüyordun. alkolün yol açtığı sıradan bir trafik kazası gibi görünse de, yine de can kaybına sebep olmuştu. senin canının kaybına. ölümün acısız oldu diyebilirim. camdan fırlamadan önce kafanı çok sert bir şekilde direksiyona çarptın ve bilincini -bir daha geri dönmemek üzere- kaybettin. sağlık ekipleri seni kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar ama nafileydi. oraya vardıklarında sen çoktan ölmüştün ve böylesi senin için daya iyi oldu emin ol. vücudun tamamen harap olmuştu. hayatının geri kalanını işlevsiz bir et/kemik yığını olarak geçirmek istemezdin biliyorum. işte benimle böyle karışlaştın osman.

"ne? nerdeyim ben?" diye sordun. 


"öldün osman" diye cevapladım. laf salatası yapmanın manası yok.
"karşıdan gelen bir kamyon vardı... ben direksiyon hakimiyetini yitirmiştim..."
"evet" dedim.
"n... ne yani? ö.. öldüm mü şimdi?"
"aynen öyle. ama kendini suçlu hissetme. herkes ölür" dedim.
etrafına şöyle bir bakındın. hiçliğin tam ortasındaydık. sadece sen ve ben.


hiçliğin tam ortasındaydık. sadece sen ve ben.

"burası da neresi?" diye sordun. "yoksa öteki tarafta mıyız?"
"eh, öyle de denilebilir" dedim.
"sen allah mısın?" diye sordun.
"evet" dedim, "ben allah'ım."
o an dizlerinin üzerine çöktün. başını ellerinin arasına aldın. bu öğrenilmiş dünyevi bir beden dili hareketiydi. zira, bulunduğumuz boyutta dizlere ağır gelen bir bedenin varlığından bahsedemezdik.
"karım... ne oldu ona?"
gülümseyerek seni izliyordum, yalvaran bakışlarla tekrar sordun: "durumu nasıl? bensiz idare edebilecek mi?"
"işte görmek istediğim bu" dedim, "henüz ölmene rağmen tek derdin karın ve doğmamış çocuğun. bu tür şeyler burada hoş karşılanır."
"doğmamış çocuğum mu?"
"evet, öldüğünde karın 12 günlük hamileydi."
bana büyülenmiş gibi baktın. senin gözünden allah gibi gözükmüyordum. daha çok sıradan bir adam, ya da kadın gibi, belirsiz bir otorite gibiydim.
"merak etme" dedim, "karın bir süre yaşam savaşı verecek. savaşmaya takati kalmayınca bebeğini aldıracak. ilk önce senin iş arkadaşlarına metreslik edecek ve sonunda profesyonel bir fahişe olacak. her yeni güne adını lanetleyerek başlayacak."
"hayır! tanrım hayır!"diyerek kendini yere attın tekrar.
"sence de biraz abartmıyor musun?"
"..."
"bak osman, öldün artık. burada daha ciddi ve uzun soluklu işlerimiz var. artık kendi derdine yansan daha iyi edersin."
o an gözlerine dolan korku ete kemiğe bürünüp senden bağımsız bir yaşam ünitesi olabilecek yoğunluktaydı.
"cehenneme gidiyorum değil mi? affet beni lütfen. bu genç yaşta ölmeseydim değişecektim, sen de biliyorsun."
"dünyayı artık geride bırakabilir miyiz?" diye uyardım seni.
"p..peki. nereye gidiyorum öyleyse? cennete mi cehenneme mi?"
"hiç birine" dedim, "reenkarne edileceksin."
cehennemden yırtmanın sevinciyle "demek hindular haklıymış!" dedin.
"her din kendi içinde haklıdır ve haktır. gel, birlikte yürüyelim"
hiçliğin içinde bir süre yürüdükten sonra "nereye gidiyoruz?" diye sordun bana.
"hiç bir yere" dedim, "sadece yürürken sohbet etmeyi seviyorum."
"peki tüm bunların anlamı ne?" diye sordun, "tekrar doğduğum zaman boş bir kağıt gibi olacağım. bir bebek. bütün tecrübelerim ve hayatta yaptığım iyi veya kötü hiç bir şeyin önemi kalmayacak."
"hayır öyle değil" dedim, "geçmişte yaşadığın tüm hayatların anıları belleğinde kayıtlı. sadece şu an hatırlamıyorsun."


yürürken birden durdum ve seni omuzlarından tuttum.

yürürken birden durdum ve seni omuzlarından tuttum. "senin ruhun, aklının tahayyül edebileceğinden çok daha berrak, muhteşem,  ve muazzam boyutlarda osman. sıradan bir insanda bunun sadece minicik bir zerresi bulunur. okyanus içinde bir damla misali. bu, ısısını ölçmek için bir bardak suya parmağının ucunu batırmak gibidir. kendinden ufacık bir parçayı kazanın içine atarsın ve  içerideki tüm tecrübe ve bilgiyi emmiş olarak çıkarsın. son 32 yıldır insan bedeninde olduğun için içinde barındırdığın engin bilincin farkında değildin. burada yeterince vakit geçirebilseydik geçmiş hayatlarını tek tek hatırlayabilirdin. ama iki hayat arasında bunun yapmayı manasız buluyorum."
"peki öyleyse kaç kez reenkarne edildim?" diye sordun.
"çok fazla. çok çok çok fazla ve değişik türden hayatlar yaşadın" dedim, "bu sefer milattan sonra 550 yılında çin'de köylü bir kız olarak doğacaksın."
"d-d-dur dur! bi saniye! b-beni zamanda geri mi göndereceksin?" diye kekeledin.
"zaman, teknik olarak sadece sizin evreninizle ilgili bir kavram. ben zamandan bağımsızım, zaman bana bağımlıdır."
"aklım almıyor" dedin, "farklı zamanlarda farklı yerlerde reenkarne oluyorsam, kendimle karşılaşma şansım çok yüksek."
"tabii ki. bu çok sık olur. her ölümlü kendi hayatının derdinde olduğu için işin hakikatini anlayamazlar."
"peki tüm bunların anlamı ne?"
"bana hayatın anlamını soruyorsun. bu biraz klişe olmadı mı?"
"bence çok anlamlı bir soru" diye direttin.
gözlerinin içinde baktım ve "alıştırarak söyleyecektim lakin madem ki ısrar ettin, iyi dinle. hayatın anlamı osman, bütün bu kainatı yaratmamın amacı, seni olgunlaştırmaktı."
"yani insanlığı kastediyorsun değil mi? insanlık olarak olgunlaşmamızı istiyorsun?"
"hayır sadece sen" dedim, "tüm bu varlık senin için yaratıldı. her yeni hayatla birlikte olgunlaşıyor, daha keskin ve engin bir zeka haline geliyorsun. 
"sadece ben mi? peki... peki ya diğerleri?"
"diğerleri yok. bu evrende sadece sen ve ben varız."



"bu evrende sadece sen ve ben varız."


boş bakışlarla bana baktın ve "peki ya diğer insanlar..." diye geveledin.
"hepsi sensin" dedim, "hepsi senin farklı bedenlerdeki yansımaların".
"bir saniye, ben herkesim yani öyle mi?"
"işte şimdi anlamaya başlıyorsun evlat" diyerek takdir edercesine sırtını sıvazladım.
"dünya üzerinde yaşamış her insanoğlu benim öyle mi?"
"evet, yaşamış ve yaşayacak olan herkes."
"fatih sultan mehmet ben miydim?"
"evet, aynı zamanda onu zehirleyen baş hekimi yakup paşa'ydın."
"mustafa kemal,  deniz gezmiş?"
"evet hepsi sendin. deniz gezmişin kendisi de, idam sehpasına tekmeyi vuran celladı da sendin."
"gandhi,  buda... stalin, hitler de mi bendim?"
"evet, evet sendin ve milyonları öldürdün; ölen milyonlar da sendin."
"peki musa, isa, muhammed?"
"evet, onlar ve onları takip edenler de, hepsi sendin."
sustun ve sessizliğe gömüldün.
"ne zaman birini kurban etsen aslında kendini kurban ettin, ne zaman birine bir lütufta bulunsan kendine lütufta bulundun. ne zaman birine bir şey yapsan aslında kendine yaptın. herhangi bir insanın yaşadığı/yaşayacağı en ufak mutluluğun da üzüntünün de sebebi sendin, sen olacaksın. "
uzun süre düşündün, "peki neden?" dedin, "neden yapıyorsun bunları?"
"çünkü bir gün aslına döneceksin yani bana. çünkü sen benim türümdensin. çünkü sen benim çocuğumsun, çünkü sen aslında bensin."
"oha" dedin "ne yani ben tanrı mıyım?"
"hayır. henüz değil. şimdilik sadece bir ceninsin. büyümen, olgunlaşman lazım. dünyadaki kaosa baktığımızda halen ham olduğunu görüyoruz. kendi içindeki çatışmalara son verip henüz hayattayken -iki beden arasında geçiş yaptığın bu araf haricinde- hakikati -yani beni- bulman gerekli."
uzun süre sessiz kaldın. gözlerin pırlanta gibiydi. kişisel aydınlanmanın zirvesindeydin. 
"anlıyorum" dedin, "yalnız kafama bir şey takıldı".
sana transfer ettiğim bilgilerin geri bildirimini almak için döndüm ve "evet osman, dinliyorum" dedim.
"ne zaman birini siksem aslında kendimi mi siktim?"
"..."

***

...ve bu evreni iptal ettim.



***






3 yorum:

  1. Osman.. Seni düşünüyorum. aslında sen kendini düşünüyorsun ve yıllardır süregelen hayat-insan olgusunu anlama çabanın zirvesine oturmuşsun. Az boklar yemedin osman. Serseri oldun, ibne oldun, aşık oldun, katil oldun, faşist oldun..öldün bile.. en sonunda yaşamın anlamının hümanizm olduğunu anladın...
    Ama sen osmansın. elbette hümanizmin vardığı neticeyi de Osmanca noktaladın. Haklısın Osman haklısın fakat sen hakikatte postmodern hikaye karakterinin ilginç bir kompleksinden öte değilsin.

    ( bu da maskeli manyak için : bu sefer tam anlamıyla bir kısır döngüye parmak bastın reyiz.. artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak..his seviyesi olağanın dışında )

    YanıtlaSil
  2. ohannes yarıldım lan .D

    YanıtlaSil
  3. Nerelerdesın amkk. 6 ay oldu gel artık

    YanıtlaSil