3 Mayıs 2013 Cuma

şövalyenin düşüşü

gittin osman.

senden hiç hoşlanmadım. senden hep korktum. soğuk nevalenin tekiydin ama her nasılsa sana aşıktım. öte tarafa gittin. ben de tülün ardına. iş arkadaşlarının hepsi cenazene gelmişti. insanlar da senden hoşlanmazlardı değil mi? bunu daha önce fark etmemiştim. daire başkanı şükran sarper benimle sadaka verircesine konuştu. cenaze sonrası yemeği kaçıracağından korkuyordu sanki. o kadını hep kıskandım. aranızda bir şey oldu mu bilmiyorum ama o kadını kıskandım. müdür yardımcısı tamer bey de oradaydı. baş sağlığı dileyerek faturalarla baş edip edemediğimi sordu. bana karşı çok dostane davrandı. giderken elimi sıkıp bir ihtiyacım olursa aramamı söyledi. bunu söylerken bir an gülümsedi. elimi ise çok uzun süre tuttu. bu bir teklifti osman. evet, midem bulandı ve evet, ondan tiksiniyorum. ama dul kaldığında dünya bambaşka görünüyor. bir tülden geçip insanların sana farklı davrandığı bir yere geliyorsun. kötü bir yer. gittin osman. yalnız kaldım.

"gittin osman. yalnız kaldım."

osman, olduğum yer soğuk, karanlık ve korkutucu. içinde yaşadığımız bu dünya çok tehlikeli. yağmurda çıplaksın. güvenlik hisi, sıcaklık ve sığınacak bir yer... her şey elinden alınmış. neresi olursa razısın. neresi olursa. anladın mı? kaybolmuşsun. bildiğin tüm dünya gitmiş, her yer değişik ve sinsi görünüyor. karanlıkta sarsakça ilerliyorsun. ve bir temas kuruyorsun. nasıl olursa olsun. hoş olmayabilir, iğrenip geri çekilmek isteyebilirsin, bu olmaz, her şey olur ama bu olamaz diyebilirsin. ama sahiden, başka nereye gideceksin ki?  karanlıkta devam etmek dışında başka ne seçeneğin var ki? yalnız. bir başına, yapayalnız. tamer denen puşt telefon etti. yemeğe çıkmayı teklif etti. bana moral vermek içinmiş. "hayır" dedim, fikrimi değiştirirsem aramamı söyledi. dul maaşı bağlamayacaklar osman. iş de bulamıyorum çünkü tecrübem yok. tecrübem yok çünkü iş bulamıyorum. bu nasıl bir paradoks aklımı kaçırmak üzereyim. evin kirası, eşyaların taksitleri, kredi kartları, elektrik, telefon, internet, su, bir de hurdaya çıkardığın, taksitlerinin yarısı bile ödenmemiş yeni arabamız.

seni düşünüyorum osman. tanışmamızı, düğünümüzü, sevişmemizi, benimle sevişmemeni, kavgalarımızı ve içmeni düşünüyorum. tek kelime etmeden saatlerce içmeni. seni gerçekten sevdim. sen beni hayata bağlıyordun. dünyayı seninle tanıdım, gözlerimi seninle açtım. gökkuşağının renklerini seninle keşfettim. eve tıkılmıştım, elimden tutup tavşan deliğinin ardını gösterdin. beni dünyaya bağladın. hala sana tutunuyorum. sen kopmuş ve ben akıntıya kapılmış olsak da hala seninim. aynı görüntüler tekrar tekrar oynuyor. arka sırada onları izliyorum. aynı filmi yüzlerce kez izlemek gibi. ama her seferinde filmden 1-2 sahne eksilip kayboluyor. daha eskilere, geçmişin köşelerine, hatta gölgeli, karmsar köşelerine bile geri döneceğim. çünkü oralarda sen varsın. gittiğini, artık orada olmadığını bildiğim halde bir şeye tutunmaya çalışıyorum: sana.

sevdiğime.

aradan hayli zaman geçti. hala yoksun. evet, kabul ediyorum. gittin. hiçbir şey bunu değiştirmeyecek. elimden sadece hatırladığım her şeyi toplayıp, öbür işe yaramaz anılarla birlikte sandığa kaldırarak devam etmek geliyor. devam etmem gerek. hepimiz devam etmeliyiz. ancak bu şekilde hayatta kalabiliriz. amacımız bu. amacımız hayatta kalmak. ne pahasına olursa olsun.

beni iğrendiriyor. kendimi pis hissediyorum. bunu yapmasının tek nedeninin sana kazık atmak olduğunu biliyorum. hayattayken amiri olduğun için senden intikam alıyor. ölü de olsan. ama o burada osman. karanlıkla yüzleşemem. tek başıma olmaz. kararımı verdim osman. çaydan sonra tamer'e telefon ettim. gelip akşam yemeği için beni almasını söyledim. söyledim ve tül arkamdan kapandı. allahım yardım et...

"bir tülden geçip insanların sana farklı davrandığı bir yere geliyorsun. kötü bir yer"

***

osman, işe yaramazın biriydin, sonra da öldün. hepsi bu. öldün, geceleri uyuyamıyorum. öldün ve beni yabancıların önünde çıplak bıraktın. evlendiğimizde hatırlarsın, bankada çalışmaya başlayacaktım. buna engel oldun. karının çalışmasına izin verip erkekliğine bok sürdüremezdin değil mi? peki ya şimdi ne oldu? öldün ve çalıştığım için laf etmesinden korktuğun iş arkadaşlarının hepsi teker teker üstümden geçti. öldün ve ben her gece arka sokaklardan, barlardan, leş gibi sperm ve ter kokan pansiyonlardan çıkıp bir başıma evime gidiyorum. öldün ve ben bir hayvan gibi domalarak butlarımı dünyaya sunuyorum.  öldün ve utançtan, korkudan, ağlamktan, "bana bunu kim yaptı" diye düşünmekten uyuyamıyorum. adalet istediğim için, tüm dünyanın bu haksızlıktan haberi olmasını istediğim için uyuyamıyorum. yastığımın altında bir silah olduğu için uyuyamıyorum.

öldün ve orospu oldum osman. her zaman "insan yaptığı işi en iyi şekilde yapmalı" derdin. öyle yaptım ben de. profesyonel bir fahişeyim artık. her şeyin yolunu yordamını öğrendim. ruhun dayanabilcekse sana biraz bahsetmek isterim: ilk şart temizlik. hamile kalmamaya çalış. sağlık ocağından beleşe spiral taktır bunun için. yine de şapka kullandır; saksoya çökerken bile. şapkayı yanında taşı. herif  takmak istemezse alışverişi iptal et. sağlık kontollerini aksatma. onun dışında müşteri ne isterse yapacaksın. iğrenme duygunu yok edeceksin. günde 9 saat kod yazan, duvar ören ya da namaz kıldıran adamla karyola üstünde inleyenin farkı olmadığına kendini inandıracaksın. iş üstündeyken kafan güzel olmayacak. ekstra muamele edersen dolgun ücret alırsın. vücudunda sigara söndürmek ya da vajinana tuz dökmek isterlerse çok sağlam para kırarsın. ama iyi düşünmelisin, yara izleri ilerde fiyatını düşürür. yastığın altındaki tabancayı denize fırlat, küçük kızlar kocaman silahlarla oynamamalı. silahlar ağırdır, patladığında çok ses çıkarır. korunmak için derhal bir pezevenk bulmalısın. yine de her ihtimale karşı kıçında başında bir yerde jilet ya da benzeri bir kesici bir alet bulundur. pezevengine ihanet edersen bitersin. sokak işine çıkma. çıkarsan başka bir orospuyu gözcü bırak. arabada iş yapma. heriflerin evine gitme. anlaşmalı otellere, pansiyonlara götür adamı. çıkarken resepsiyona yüzde on komisyon bırak. müşteriye kendi telefonunu verme, pezevengi arasın. takma isim kullanman iyi olur. kendine bak. ne de olsa vücudun yegane sermayen. güzel kok, dişlerini düzenli fırçala. adap öğren. paralı züppelerle, kalantor iş adamlarıyla şansın yüksek olur böylece. fazla muhabbete girme. kesinlikle aşık olma. herifleri de kendine aşık etme. başına bela alırsın, bunu yapma. aynada kendinle göz göze gelmekten kaçın. korkma. gülümse.

evet osman, sefil orospu çocuğunun tekiydin, seni hiçbir zaman sevmedim zaten. sonra da mal gibi öldün. öldün ve siktir olup gittin bu dünyadan hepsi bu. her yeni güne adını lanetleyerek başlıyorum. umarım cehennemde, tarifsiz azaplar içindesindir. öldün ve öte tarafa gittin. ben de tülün ardına.


***