28 Nisan 2013 Pazar

kır zincirlerini

selam beyler,

aynı anda 2 farklı hikaye yazdığım için yazı biraz gecikti. daha da gecikecek. neden diye sorarsanız 1- finalleri bağlama konusunda sıkıntılarım var. 2- son yazılarımın cinsel içerikli olmasından rahatsız olanlar olmuş aranızda. oysa ki ben hep uyardım sizi "yazılar küfür, şiddet ve cinsellik içerir" diye. hoşunuza gitmiyosa okumayın. kimsenin kafasına silah, götüne yarak dayamıyorum. kaldı ki, hikayelerin içeriği, blogun formatı belli zaten. yeni bişey değil ki bu amk nerden baksan 2 yıl oldu sayfayı açalı. neyse ki maskeli abiniz gönül almasını bilir. ilk kez muhalif tarafımı bi kenara bırakarak eleştiriler doğrultusunda kendimi gözden geçirdim ve yanlışlarımı düzeltmeye karar verdim. madem ki rahatsız oldunuz; biraz cesurca bi hareket olacak ama, size ilk cinsel deneyimimi anlatacağım. koltukları dik konuma getirip kemerleri çözün


***

nerden baksan 10 yıl kadar önce öss'ye hazırlanıyordum. büyük sınava bir hafta kala dersanemiz moral gezisi yapmaya karar verdi. ben zaten güzel sanatlara kastığım için sınavdaki başarım ortalama olsa yeterliydi. dersaneye de laf olsun diye gidiyordum. iyi dedik geziye de gidelim madem ortam olur muhabbet olur vesaire. zamanın parasıyla 20 lira gidiş-dönüş yeme içme ve bir gecelik konaklama için hayli ucuz bi meblaydı zaten. kızlı erkekli 40 kişi doluştuk otobüse. 4 tane de öğretmen verdiler başımıza haydi yallah istikamet kuşadası.

çantaları bir gün önceden tıka basa alkol doldurmuş olan bizim piç tayfası arka dörtlüye çöktük. yolda millet şarkılar bilmemneler oyalanırken biz arkada gizliden demlenmeye başladık. içtikçe çişimiz geldi tabi. birini ön tarafa yolladık ilk benzin istasyonunda dursunlar diye. gitti söyledi çocuk. 5dk sonra otobüsümüz PO istasyonuna girdi. "kaptan yanlış yaptın." diye bağırdım arkadan. ön taraftan 8-9 tane kafa geriye döndüp meraklı meraklı baktılar. koltuğun arkasına iyice gizlenip "benzini shell'den yarrağı kel'den alacaksın kaptaaan" diye bağırdım. hayvan gibi gülerken 3 koltuk önümüzde sağ çaprazda bana bakarak "aaa çok ayıp" anlamında ağzını tıkayan kızı gördüm. 


hayır böyle değil. bu şekilde değil.

işte o an gerçekten utandım. çünkü ben aslında sessiz sakin hatta efendi sayılabilcek bi çocuktum. lakin ne zaman bizim piçlerle biraraya gelsem onlardan daha piç daha şahbaz bir fırlamaya dönüşüyordum. o kız öz benliğimi görerek bakışlarıyla kulağımı çekmişti. sahi kimdi ki o kız? dersanede görmemiştim daha önce. görseydim böyle bi pilici kaçırmazdım zaten. kız harbiden bir içim suydu. ya da bana öyle gelmişti. o zamanlar o kadar maldım ki, bana en ufak ilgi kırıntısı gösteren eli yüzü düzgün sayılabilecek her kıza kolayca aşık olabiliyordum. o andan itibaren bütün neşem kaçtı zaten. kalabalıkta bir kişi bile olsun benim iç yüzümü bilirse artık eskisi gibi piç mode takılamıyordum. sanki rol yapıyomuşum da o kişi her şeyin farkındaymış gibi geliyordu. o yüzden doğal davranamıyordum. 7/24 güvenlik kamerasıyla izlendiğinizi düşünün. onun gibi bir his.




sessiz sedasız içmeye devam ettim. yol zaten kısaydı. ben düşüncelere dalmışkene kamp alanına girdi otobüsümüz. millet piston aşağı inmişçesine döküldü dışarıya. otobüste tek başıma camdan dışarıyı izliyordum. bir grup deniz görmemiş barzo don atlet koşturdular suya. o siyah traktör lastiğinden bile getirmişti öküzler. acıyarak güldüm. hocalarımız mangalı yakmakla uğraşıyorlardı. kızlar atlama ipi, salıncak kurma vesaire derken gözlerim bana ayar veren hatunu aradı. piknik masalarından birine oturmuştu çoktan. nasıl olduysa onu izlediğimi farketti on metreden göz göze geldik. hay sikecem yine yakalandık diyip şişeyi kafaya diktim. sırt çantamı alıp ben de aşağıya indim. 

sağda solda aylak aylak gezindikten sonra yamancak yer aradım. yiyecek & mangal hazırlayan ekibe katılmazdım. orayı direk geçtim. benim tayfanın yanına gittim, onlar da ben olmayınca futbola başlamışlar. çocukluğu astımın pençesinde geçmiş herhangi bir erkek çocuğu gibi ben de futboldan nefret ederdim. baktım kaptırmış oynuyolar, bozmadım oyunlarını. deniz kenarına gidip sonsuz mavinin tadını çıkarayım dedim. bi sigara yaktım, yeni bi şişe açtım moda girmeye çalıştım, olmuyordu. siyah kamyon lastikli barzo takımının çıkardığı godzilla çığlıklarından konsantre olamıyordum manzaraya. sezgin diye köylü bi yavşak vardı en çok da o çığırıyordu karı gibi. aradan yıllar geçmesine rağmen adı, o sapsarı dişleriyle sürekli sırıtan, kırmızı burunlu köylü sıfatı, denize girdiğindeki heyecandan boğuk boğuk çıkan sinir bozucu sesi hala aklımdan çıkmamış gördüğünüz gibi. keşke boğulup geberseydi orda orospu çocuğu. neyse, konumuza dönelim. iyice sinirim bozulmuş olrak orayı da terk ettim.

kamp alanına geri döndüm. 6 kişilik bir kız grubu ip atlıyordu. oturup onları izledim. ritmik şekilde hoplayan memeleri izlemek çok keyifliydi. "osmaaaan hadi gel sen de bizle atla" dediler. bense çoktan çadırı kurmuştum. "tamam geliyorum birazdan" diyip ereksiyonumun geçmesini bekledim. annemi, allahı falan düşündüm direk indi. koşup ipin ucundan tuttum. hem böylece memeleri daha yakından izleyebiliyordum. suratta gülümseyen inek şaban ifadesiyle sallıyordum ipi. o sırada piknik masasında oturan o kızı farkettim. beni izliyordu. zihnimi okuyordu sanki kaltak. o ipi neden salladığımı biliyordu! çok utandım beyler, ölümüne utandım. o kadar derinlere dalmışım ki ip elimden uçup gitmiş. "osman napıyosun yaa düzgün sallasana şunuu" diye uyardılar. eeeh sikerim ızdırabını diyerek kaltağın masasına doğru gittim. izin istemeden zart diye karşısına oturdum. ilginçtir ki gülümseyerek karşıladı beni. 

-kimsin sen? seni tanımıyorum.
-ben aylin. geziye dışardan katıldım ezgi'nin kuzeniyim.
-ben de bu kız kim diyorum. memnun oldum öyleyse ben de o..
-OSMAN

adımı bilmesi nasıl söylesem acayip hoşuma gitti. konuşmaya devam ettik:

-adımı öğrenmişsin demek eheh.
-evet 
-bak aylin, otobüsteki terbiyesizliğimi mazur gör. biz erkekleri bilirsin 3-5 kişi bi araya geldik mi cozuturuz.
-(gülümseyerek) sorun değil ki 
-niye bana öyle pis pis bakıyosun peki?
-çünkü senden çok hoşlandım.
-sayın yolcularımız, uçağımız türbülansa girmiştir lütfen panik yapmadan kemerleri bağlayınız. 
-efendim?
-y.. yok bişey! ben şu mangala bi bakayım.

tam hışımla kalkmıştım ki kız uzanıp elimden tuttu. kafasını 22°lik bir açıyla yatırarak "osman, bu gece 11'de deniz kenarına gelir misin?" deyiverdi. 


"geliceksin değil mi?"

"gelirim.. gelirim tabi" diye geveledim heyecanla. elimi kurtarıp oradan uzaklaşacaktım ki, kızın masanın oturağında değil tekerlekli sandalyede oturduğunu fark ettim! şaşkınlığımı daha sonra yaşamak üzere erteleyip derhal terk ettim orayı. 

ip atlayanlarına arasından hışımla geçip çantamı alaraktan ormana daldım. çantadaki biralar sıcaktan sidik gibi olmuştu. diplerde bi tane de 35lik votka olmalıydı. onu el yordamıyla bulup aynen kafaya diktim. şimdi sakin olmalısın osman dedim. sakin ol. mantıklı düşün. mantıklı düşün! ihtimalleri sırala osman.

  • kız sakat.
  • bacakları felçli
  • dizden aşağısı tutmuyor.
  • ya da en kötüsü belden aşağısı tutmuyor.
  • ya da geçici bir sakatlık.
  • yeni taburcu oldu.
  • temiz hava vs. için pikniğe gönderdiler.
  • peki kız neden bu kadar dobra?
  • sakat olduğu için acınmak istemiyor.
  • baskın kişilik rolü yaparak insanların onu eziklemesini önlüyor
  • evet bu mümkün
  • peki neden senden hoşlandı?
  • malın teki olduğunu anladı tabi.
  • olabilir.
  • benle anca bu mal takılır diye düşündü.
  • mümkün.
  • malın teki olduğum doğru.
  • ama sakat kızla çıkçak kadar da değil
  • çıkmak?
  • çıkmak ne lan?
  • kızın yanına gideceksin gece.
  • ay ışığı altında biraz muhabbet edip biraz dertleşip çadırına döneceksin.
  • sakatlık konusuna hiç değinmiceksin unutma
  • hepsi bu osman.
  • hepsi bu.


milisaniyeler içinde muazzam bir veri akışı oldu beynimde. bi an dedim dişliyi sıyırdın osman, hadi geçmişler ola. gözlerim karardı. dünya ayağımın altından kaydı gitti.

***

feci bir baş ağrısıyla uyandım. hava kararmıştı. üstümü başımı kontrol ettim, eksik yoktu. 1-2 lokma kusmuşum sadece uyurken tek eksik oydu. bi anda kafamda şimşekler çaktı! lan dedim bekni unutup gittiler mi yoksa? gece burada konaklıcağımızı unutmuşum tabi o haldeyken. kafam hala güzeldi zaten. deniz kenarına gidip elimi yüzümü yıkadım. bizim kamyon lastikli kürtler sudan yeni çıkıyorlardı. öeh dedim allah belanızı versin be. ne pislik ne görmemiş heriflermişsiniz. o an aklıma saat 11'deki randevum geldi. mideme bi sancı girdi. cebimden telefonu çıkarıp saate baktım: 10:07. iyi dedim daha vaktim var. kamp alanına geri döndüm. bunlar kocaman bi ateş yakmışlar akdeniz akşamları söylüyolar. bu faciayı tahmin ettiğimden gitar getirmemiştim. çal mal dicekler bi de. öyle bi hata yapsaydım kendimi hayat boyu affetmezdim. benim kıza baktım ortalarda yoktu. buluşma noktasına gitmiş olmalıydı. karnımdan gelen inilti açlıktan ölmek üzere olduğumu hatırlattı bana. kalan yiyecekleri bulup kendime ekmek arası yapıp kafir gibi soluksuz yedim. bizim piç tayfası geldi, oğlum seni ormanda sızmış bulduk hiç ellemedik falan dediler. tamam sorun değil, kaybolun. bana alkol bulun dedim. daha önemli işlerim vardı. biraz gevşemem için alkol şarttı. hızlı hızlı bişeyleri diktim kafaya. sahile doğru yürümeye başladım. çok hızlı içmiştim yine çarpılmıştım. yalpalayarak ilerliyordum.

nihayet gözlerden uzak bir köşede buldum onu. ay ışığının altında, denizi arkasına almış bir şekilde tekerlekli sandalyesinin üstünde bekliyordu. ellerini kenetlemişti dua eden biri gibi. 

-merhaba, söz verdiğim gibi geldim işte.
-oh osman, beni o kadar mutlu ettin ki...
-yok canım estafurullah. ne güzel bi manzara değil mi?
-evet gerçekten çok güzel.

kızın gözlerinin içi gülüyordu. tepesinde dikilmek ağırıma gitti. neresinde durmalıydım ki? yanına çöksem? arkasından arabasını tutsam? yok o da olmaz. "boynuma sarılır mısın?" diye sordum eğilerek. ahtapot gibi sardı hemen. kucaklayıp kumlara oturttum bunu. sırtını da sahil yolunun kenarındaki kısa duvara dayadım. kendim de yanına çöktüm. böylece kamp yerinden de görünmüyorduk.

-oh osman...

bir insanın kahramanı olmak bu kadar basitti işte. ama getirdiği sorumluluk duygusu, o beklentiler, o fedakarlık... bunun altından kalkabilir miydim ki? ya da bu böyle ne kadar devam edecekti? ben hayatından çıktığım an onun hayatı enkaza dönecekti. ben sonsuza kadar kalırsam benim için zindan olacaktı. yine iki ucu boklu değnekler tarafından ablukaya alınmıştım. ellerime dokunan elleri düşünce balonumu dağıttı. yakamdan çekip zart diye öptü beni. 

"bir insanın kahramanı olmak bu kadar basitti işte"

manyak gibi öpüşmeye başladık. kız bi yandan tişörtümü çıkarmaya uğraşıyordu. "senin olmak istiyorum osman ne olur bunu benden esirgeme." sikerler dedim bu gece bizim gecemiz. çıkardım tişörtü. donumun içinde gezinen eli de siklemiyordum artık. verdim eline zamazingoyu. ne olacaksa olsundu. 18 yıllık abazalık da bi yere kadar. kafam da göt gibiydi zaten. kendimi olayların akışına bıraktım. kızın üstünü başını çıkarıp yatırdım kumlara. fazla ayrıntıya girmiyorum, bi süre sonra artık vurucu hamleyi yapmak gerekti. çıkardım benim biçerdöveri, kale kapısı kıran koç başı misali gerildim. kızdan öyle bi ses çıktı ki ağzını tıkamak zorunda kaldım. oha dedim daha girmeden böyleyse işimiz var. neyse zar zar halletik o işi. "içimde misin?" diye sordu bu. çok gücüme gitti lan. fena içime oturdu. ereksiyon falan kuş oldu uçtu gitti. güç bela toparlayıp devam etmeye çalıştım. terden sırılsıklam olmuştum zaten. ne kadar iyi başardığımdan emin değildim ama kız inim inim inliyordu. işte bu dedim osman. ritmi yakaladın devam. tam o sırada "KİM VAR ORDA!?" diye bi ses duyuldu. kızın ağzını tıkadım yine. şöyle bi doğrulup duvarın üstünden baktım. bu tarafa doğru gelenler vardı. başlarında da dersane hocası. "hassiktir" dedim "yarra yedik aylin. toparlan çabuk koş koş!" o kadar panik yaptım ki kızın sakat olduğu bi an aklımdan çıkmış. ben basıp giderken kumların üzerinde çırılçıplak ve terden hafif çamura bulanmış şekilde ağlayarak çırpınıyordu. bense biraz koştuktan sonra bi ağaca çıkıp ordan izledim olanları. o an bi mucize olsaydı keşke. zincirlerini kırıp ayağa fırlasaydı da o rezil durumdan kurtulsaydı. ne yazık ki gerçek dünyada yaşıyorduk ve onu  bunu buldular. duvarın dibinde o vaziyette debelenirken buldular. kızcağız o kadar utanmış o kadar sinirlenmiş ki dilini ısırarak kopartmış ve o şekilde ölmeyi beklemiş. kan kaybından ölmeden önce hastaneye zor yetiştirdik. bu olaydan sonra polis tek tek ifadelerimizi aldı. ben yalan ifade verdim tabi. kız da ifadesinde beni ele vermemiş çok şaşırdım. sonradan öğrendiğime göre sadece bacakları değil belden aşağısı komple felçmiş. yani o gece hiç bir şey hissetmediği halde sırf benim için orgazm taklidi yapmıştı. 

***

bu kadar travmalı bir ilk deneyimden sonra neden ibne olduğumu anlamışsınızdır sanırım. herkese iyi geceler esen kalın efenim.

son