30 Mart 2013 Cumartesi

biraz da mitoloji: satir





peri kızları dere kenarında oynaşıyorlardı. birbirlerine su sıçratıyor, havadan daha hafif kahkahalar atıyorlardı. kimi çırılçıplaktı, kimi ipek beyaz kumaşlara sarınmıştı. bana kalırsa böylesi daha iyiydi. vücutlarına yapışan ve şeffaflaşan kumaşın altından belli belirsiz görünen pembe meme uçlarını izlemek çok zevkliydi. zaten doğam gereği hep ereksiyon halindeydim. bu mucizeler ve kutsallar zamanında ben yine lanetlenmiştim. üremek varlığımın amacı, tercih edilmemek ise kaderimdi. 7/24 kazık gibi bir aletle dolaşarak saplayacak delik bulamamak nedir bilir misiniz? o zamanlar elizabeth de icat edilmemişti. ihtiyacımı ağaç kovuklarında gidermeye çalışmaktan imanım gevremişti. o sert kabuklu ağaçlar yok mu... sikinizin kalemtıraşla hatır hutur açıldığını düşünün. o his, işte o his benim gerçeğimdi. 

oedipus'tan sonraki en istikrarlı kaybeden bendim. ben, babam, dedem, dedemin babası, dedemin dedesi... neticeyi bilsem de güdülerime hakim olmam imkansızdı. morarmış, zonklayan, devasa aletimi adeta zar zor sürükleyerek perilerin yanına seyirttim. yürüyüşüm komikti. keçi ayaklarımla yürüyemiyor, sadece sekebiliyordum. beni çekici kılabilecek tek şeyi (daha önce sayısız defa denenmiş ve başarısız olmuş olmama rağmen) yaptım. salyalar akan ağzımla sırıtarak onlara doğru sekerken boyunma asılı flütü ağzıma götürdüm.

tanrı babamın adını almış olan flüt; bize onun şanssızlığını, kötülüğünü bir hastalık gibi geçiren enstrüman. arkamızdan "hepsinin flüdü varmış" diye taşak kervanı geçilen o lanetli boru. derin nefes çekip başladım öttürmeye. neşeli fakat aceleci ve şehvetli müziğim dönüp bana bakmalarına neden oldu. nasıl da isterdim bana da lir çalan orpheus'a baktıkları gibi bakmalarını! beni de arzudan çıldırarak paramparça etsinler isterdim. bakışlarda arzudan eser yoktu. yalnızca alay ve aşağılama. belki biraz da korku. ya herro ya merro diyip çalmaya devam ettim. o da ne? kızlar etrafımı sardı. müziğin etkisine girmiş olmalıydılar. işte dedim işte bu sefer işe yaradı! el ele tutuşup kahkahlar atarak etrafımda dönmeye başladılar. ben de iyiden iyiye gaza gelip toynaklarımın üstünde tepinmeye başladım. sonunda laneti kırmıştım. az sonra 30 yılın abazalığını çıkaracaktım! fakat, fakat bu sahne çok feci tanıdık geliyordu bana. 



sezerciğin etrafında "piç piç baban kim" diye tempo tutarak dönen zalim mahalle çocuklarının görüntüsü flaş gibi çaktı beynimde. müzik aniden kesildi. periler ipek saçlarını savuraraktan gülüşerek yok oluverdiler. ben ve aletim yine baş başa kaldık. benim zavallı, morarmış sikim ve ben. sadece ikimiz. belki bir de boynuzlarım, bir de iğrenç kokum. gözüme iliştirdiğim bir ağaç kovuğuna doğru yol aldım.