ölümsüz

benim adım osman. 26 yaşındayım. bunca yıl nasıl hayatta kaldığıma inanamıyorum. benim lanetim bu sanırım: ölememek. 26 ölmek için genç bir yaş diyebilirsiniz. yadşadığım hayatı, başıma gelenleri bilmiyorsunuz. size bunları anlatmak için burdayım.

adım osman. babam 3. halife hz. osman'a ithafen adımı osman koymuş. kendisi son derece dinine bağlı bir adamdı ve bizim de kendisi gibi olmamızı istiyordu. istiyordu da, bizim aklımız fikrimiz oyunda, piçlikteydi. peder bey yumuşak huylu olduğu için üzerimizde hakimiyet kuramıyordu. o yüzden dini eğitimimizi profesyonellere bırakma kararı aldı.

ben o zamanlar okula başlama çağındaydım. abim tamer de ilkokul üçe gidiyordu. ilköğretimin zorunlu olmadığı yıllar tabi. abim okuldan alındı, ben de okula kayıt yaptırmak yerine beypazarı yatılı kuran kursu'na kaydedildim. babam yaptığı uzun araştırmalar sonucunda bulmuştu burayı. kuran kursunun başında meşhur hafız yörük hoca varmış. denilene göre hafızlık öğrencilerinde %99 başarı sağlıyormuş kendisi. annem hiç istemedi tabi. çok ağladı biz giderken. ben de çok ağladım ama şeriatın kestiği parmak acımazmış. babamın söylediğine göre kaydımızı yaptıran hayırsever bir mümin hafızlık süresi boyunca her türlü ihtiycımızı karşılayacakmış. harala gürele bindirdiler bizi otogardan haydi yallah çıktık yola.

yolculuk sırasındaki ayrıntıları pas geçiyorum. dağlar tepeler derken uyudum her neyse, sonradan öğrendiğime göre bizim otobüs gece yağan yağmurda kayganlaşan zeminden ötürü kaza yapmış. yolcuların çok azı kurtulmuş. eşref diye bi herif bizi yol kenarında yatan cesetlerin arasından ayıklayıp çıkarmış. söylediğine göre, bizi kurtaran oymuş -ki hiç sanmıyorum. her ne boksa artık onun evinde açtık gözlerimizi.

ölmemiştim.

kollarımız delik deşikti. kim bilir ne zamandır damardan uyuşturucu veriliyordu bize. tam olarak kendimize gelemedik ki hiç bir zaman.



tek göz odada 13 kişi kalıyorduk. eşref, karısı ve 11 tane piç. bu piçlerden bazıları öz evladıymış diye bi söylenti vardı. ama eşref kimseyi kayırmaz, gayet adaletli davranırdı. birinin en ufak hatasında tüm timi sopadan geçirirdi. tamler'le benim aksime burdaki çocukların tümü bu pisliğin içine doğmuş gibiydi. bizse garibanlık hayatının yavaş yavaş zehirlediği temiz çocuklardık. erken yaşta madde bağımlılığı, non-stop şiddet ve korkuyla istenen kıvama yavaş yavaş geliyorduk. günler, aylar geçtikçe geçmişimiz toz bulutu misali kayboldu. zamanla eşref babamız, o kadın da anamız olmuştu. artık ailemiz bu tuhaf insanlardı.

yeni ailemizde ahlak kuralları pek takılmazdı. bahsettiğim o göt kadar odada annemle babam tıpkı birer hayvan gibi sikişirdi. kusura bakmayın ama sevişmek insanlara özgü bir şeydir. dolayısıyla bu iki ilkel yaratık için ancak sikişiyorlardı diyebilirim. hiç takmazlardı ulan. uyumamızı bile beklemezlerdi. babam olacak herif arada eve başka karılar da getirirdi. fahişe bile değildi bu karılar, annem gibi gündelikçi falan olurlardı. para da istemezlerdi. babam olacak vicdansız orospu çocuğu canı istedi mi onları sikebilirdi çünkü benim bu yeni yaşam alanımızda kadın denilen şey erkeğe sonsuz itaat için yaratılmış, en adi bir varlıktı. 

olay genelde şöyle gelişirdi: babam eve bi karıyla gelirdi. annem kapıyı açar ve kadına şöyle bir bakardı, kadın da anneme. sonra annem çilingir sofrasını hazırlardı. sadece babam içerdi. başka kimseye zırnık koklatmaz, eve getirdiği karıya yemek bile vermezdi. sonra bizi tekmeyle sokağa atıp (çoğu zaman ona da gerek duymazdı) karıyı altına alır, işini toplam 45 saniyede bitirir ve sızardı. sonra karı sessizce çıkar giderdi. bazen de karıyla yatmadan önce annemin ağzını burnunu kırardı. bize de random saldırır, kalan enerjisini eve getirdiği karıya boşaltırdı.

başlarda hıçkırıklarımı bastırmak için yastığı ısırırken zamanla çok normal gelmeye başladı bu geceler. sırt sırta uyuduğum abim eskiden korkudan titretken artık çekmekte olduğu otuzbirden dolayı titriyordu. benimki kalkmıyo tabi o zamanlar iyice kopildim. sonuç olarak o sefil hayatı kanıksamıştık. yıllardır parçasıydık sanki. diğer piçlerden hiç bir farkımız kalmamıştı. sabah oldu mu hırsızlık, kapkaç ve bilimum illegal kazanç için sokağa salınırdık. suç işlerkenki haz ve sonundaki başarma hissinin resmen bağımlısı olmuştum.

günün birinde yine kapkaçtan dönmüştük. herkes elinde avucunda ne varsa verdi pedere. sıra bana geldi. kardeşlerim gülüştüler. "o parasını mc donalds'da harcadı" dediler. evet, o hamburgeri yemek istiyordum ve nihayet amacıma ulaşmıştım. ceplerimin içini dışarıya çıkarıp babamın it suratına diktim gözlerimi. babam yavaşça kemerini çıkardı. herkesi odadan çıkardı ve allah yarattı demeden vurmaya başladı. fakat bu sefer daha farklıydı beyler. metal kemer tokası, denk geldiği yerdeki etleri ve dokuları parçalıyor, tabiri caizse sikertiyordu adeta. vicdanını siktiğimin pezevengi öldürmek için vuruyordu.




ölmedim.

sabah kendimi çöplerin arasında, minik bir kan gölünün içinde buldum kendimi. peki bu beni yıldırdı mı? hayır. aksine daha fazla hırsla doldum. oturup plan yaptım.

ilk büyük vurgunumu fidye yöntemiyle yapmıştım. 10 yaşındaydım. zehir gibi kafam vardı amk okusaydım kesin vatana millete yararlı bi birey olurdum. ancak bize seçme şansı verilmemişti.  şehrin zengin muhitlerinden birinde bi parkta pusu kurdum. burası özel güvenlik şirketi tarafından korunan bir yerleşim alanıydı. çok nazik bir durum söz konusuydu anlıcağınız piçler. işi süratle ve sessizce halledip aynen mekanı terk etmeliydim. çalıların arasındaki sotemde bi süre daha bekledim, nihayet kurbanım ağır adımlarla yaklaşıyordu. açık mavi renkli eşofman giymiş yaşlı sayılabilcek bi bayandı. tasmasını tuttuğu süs köpeğinin benden çok daha iyi beslendiğine kalıbımı basabilirdim. nihayet kadın önümden geçerken içinde saklandığım çalıdan fırlayaraktan süs itini boğazından yakaladım. rambo bıçağı gibi dudaklarıma sıkıştırdığım sürmene çakısını itin boğazına dayadım. şşşş, dedim. "çığlık atarsan köpek ölür."

kadın ilk şoku atlattıktan sonra gayet soğuk kanlı bir şekilde "napıyorsun evladım?" diye sordu. anlaşılan, durumu kontrol altına almak istiyordu ama gözlerindeki korku kendini ele veriyordu. bi süre sessizce bakıştık. "ah benim güzel yavrum, karnın açtır senin şimdi fifi'yi bırak da gel sana pizza ısmarliyim." dedi. anlaşma şartlarını benim yerime o koyuyordu aklınca. sesimi beceriksizce kalınlaştırarak "önce şu cüzdanını tosla bakalım ihtiyar" dedim. hiç tereddüt etmeden çıkardı cüzdanı önüme fırlattı. ellerim dolu olduğu için açıp bakamadım ama hayli kabarık görünüyordu. "al bunları da hepsini al ama benimle yemeğe geliceksin söz ver teyzeye" dedi ve boynundaki altın kolyeyle tek taş pırlantasını da önüme kibarca attı. yerdeki cüzdana, takılara; elimdeki bıçağa ve mis kokulu ite sırayla baktım. en son da kadına. zengindi, muhtemelen iyi eğitimliydi, adına merhamet dedikleri sikintoş liberal hislere sahipti. bana güya iyi davranması sadece kendini iyi hissetmesi içindi.  işte o an nefret ettim o kadından. hıçır hıçır kestim boğazını süs itinin. sıcak kan ellerime bulaştı, suratıma sıçradı. titreyen cesedi kadına fırlattım.

her şey bir anda oldu. kadın donup kalmıştı. o diz üstü çökerken yerdeki cüzdanla takıları alıp kaçtım ordan. bu hayat dersinden sonra alt tabakaya olan nefretini merhamet maskesi altında gizlemeyecekti. bana gelince, eski osman'dan geriye kalan ne varsa o köpecikle birlikte oracıkta ölmüştü.

bi cami bulup ellerimi, üstümü başımı yıkadım. cüzdanı açmak anca aklıma gelmişti. ara sokaklardan birine dalıp ganimeti saydım. cüzdandan tam 430 lira para ve bazı banka kartları çıktı. parayı cebe atıp cüzdanı çöpün içinde yaktım. kartlar takip edilebilirdi, risk almaya gerek yoktu. takıları da babama verip gözüne giricektim. ama önce karnımı doyurmalıydım. tadını bile bilmediğim yığınla yiyecek vardı. zaman kısıtlı, seçim yapmak zordu. velhasıl, çarşıda fast food vitrinlerine bakarken babam enseledi. paranın kokusunu üç günlük yoldan alırdı orospu çocuğu. üstümü aradı, ne var ne yok hepsine el koydu. bu sefer kemerle dalmadı. 

böylece yıllar geçip gidiyordu. 14 yaşına gelmiştim. ha bu arada, annem bir gece şiddetli bi karın ağrısından sonra öylece ölüp gitmişti. bu durumu gayet olağan karşıladık. zaten kardeşlerimizin de bi çoğu telef olmuştu. madde bağımlılığından ölen mi ararsın, kaçarken araba altında kalan mı, bıçaklanan mı, kodeste çürüyen mi...

işin bok tarafı, evde sorumluluğum artmıştı. artık evin kadını bendim. yemekleri falan ben yapıyordum. bu zor bir iş değildi aslında. ev asla temizlenmezdi ve genelde yiyecek pek bir şey bulamazdık zaten. babam artık çoğunlukla eve gelmiyordu. nerde ne bok yediğinden haberimiz yoktu. sikimizde de değildi. hatta arada kazandığımız üç kurşu da almaya gelmese, bir yerlerde geberip gitse en iyisiydi.

bir gece evde yalnızdım. böylesi en iyisiydi. kıyıda köşede bulduğum bir şeyleri tüttürdüm. abimin dalgasıydı, arada ben de takılırdım. güzel kafamla hayaller kurdum. sonra da sızıp kalmışım. gece bir takım seslere uyandım. önce anlam veremedim. hala kafam duman zannettim. gözlerimi kapattım, takmadım. sonra beyler, bir elin bacağımı okşadığını hissettim. abimdi. kulağıma durmadan bir şeyler söylüordu. açık saçık, iğrenç şeyler. kanım dondu. hemen ayağa kalktım. ışığı açtım. herifin yüzünü gördüm. göz bebekleri ufacıktı. iğne ucu kadar. kendini bile tanımazdı bu halde. siktir olup gitmek istedim. gidemedim. siktir olup gidemedim! çünkü herif aynen çıkardı cebinden sürmene çakısını dayadı gırtlağıma.






on dakika içinde abimin karısı olmuştum. orospu çocuğu becermişti beni. ilk deneyimim buydu. en azından bununla ilgili çok farklı düşünüyordum. tek istediğim üç kuruş biriktirip tepecik keranesine gitmekti. aşk, meşk, temiz pak karılar zaten hayalim olamazdı ama bunu bile almıştı elimden. daha 14 yaşındadım bu olay olduğunda. fakat ne bundan önce ne de bundan sonra hiç bir ibnece düşüncem olmadı. mahallede ibneler de vardı. onlardan iğrenmezdim ama herkes kadar onlardan da nefret ederdim. şimdi ben de öyle mi olacağım dedim kendi kendime. ne bok yiyeceğim?

bu olay yüzünden bi süre hayalet gibi gezdim. hırsızlığa çıkmadım. sokaklarda yattım. en sonunda da kestim kendimi geberip gitmek için.

ölemedim.

piçin biri kurtarmıştı beni. yaşlı, aile babası bi herifti. beni bi çöp konteynırının yanında baygın halde bulmuş, hastaneye yetiştirmişti. "neden yaptın oğlum?" dedi. konuştu işte hayat güzel bilmemne. adımı sordu, annemi babamı sordu. okuyormusun dedi. ben cevap vermedim. "kardeşin var mı?" dedi, titremeye başladım. ne olduğunu anlatmam için ısrar etti ama tek kelime etmedim.

"eşim de senin için çok endişelendi" derken kapıdan tanıdık bir yüz girdi içeri. elinde katlanmış temiz kıyafetlerle birlikte bir de hediye pakedi vardı. elindekileri kibarca kenara bıraktı. saçlarımı okşayıp öptü beni. işte o an gözlerimden yaşlar boşandı. bu kadın, parkta köpeğini doğradığım kadındı.

göz yaşlarımın sebebi pişmanlık falan değildi lan! kadına olan nefretim birken bin olmuştu şu an. dünyada en nefret ettiğim şey bana acınmasıydı. bu kadın aynı hatayı 2. kez yapmıştı. yataktan sıçrayıp kaçtım ordan. arkamdan öylece bakakaldı inekler.




yıllar sonra tek pişman olduğum şey, o pakedi açmamış olmamdı. içinde ne olduğunu asla öğrenemedim. her neyse, hastaneden çıktığımda ölmeye bile takatim yoktu. sokaklarda boş boş dolaştım. sahile inip oturdum. ne yapmalıydım şimdi. abimi öldürüp katil mi olsaydım? kendimden mi kurtarsam dünyayı bilemedim. adama ne kadar anlatmasam da başıma gelen şey muayenede ortaya çıkmıştı. beni gören herkes suratıma bakıyor, hepsi götümün sikildiğini biliyordu sanki. o utanç beni yerimden kaldırdı. hayatıma lanetler ederek dönüp dolaşıp eve geldim en sonunda.

kapı kilitli bile değildi. içeriye girdim, leş gibi kedi cesedi gibi bi şey kokuyordu. bir süre temiz yerlerde kalınca evimize özel has kokuyu unutmuş olmalıydım. kapıyı pencereyi açtım. kesici bir şeyler aradım evde. bıçak namına bi şey yoktu. helanın önünde bi tıraş bıçağı buldum. kırıp içindeki jileti aldım ağzımda saklayıp bekledim, bekledim... sonunda abim kapıda belirdi.

onu görünce cin görmüş gibi irkildim. o da beni gördüğüne şaşırmıştı ama daha çok sevinmiş gibiydi. sarsak sarsak yürüyerek kendini odadaki tek divana, üstelik benim yanıma atıverdi. ben kenara sıçradım. yumruklarımı öyle sıkıyordum ki tırnaklarım avuç içime batıyordu. tepeden tırnağa titriyordum. o bana baktı baktı "noluyo lan sana yarram otursana" dedi gülerek.

ne bok yediğinden haberi yoktu. bana da diyecek tek kelime bırakmamıştı. 

durmadan bir şeyler söylüyordu. "yemek hazırlasana" dedi, "paran var mı lan?" dedi. daha bi ton zırvaladı ama ben hiç birini duymuyordum. dışarı koşup kapının önüne kustum. jilet ağzımı paramparça etti ama ben kusmaya devam ettim. kustukça zehrimi akıttım, sonunda içim bomboş kaldı. o günden sonra umursamadım beyler. hiç bir şeyi umursamadım. yemeyi umursamadım 20 kilo verdim. bal mumuna batırılmış iskelet gibi kaldım. parayı umursamadım hepsini sigaraya verdim. hayatın benden almadığı bi götüm kalmıştı, onu da verince artık kaybedecek hiç bir şeyim kalmadı anlıcağınız beyler. elime bakmadan "all in" çekiyordum artık hayata.

bir yıl sonra gecenin birinde benim kabus tekrarlandı. yine ensemde leş bir nefes hissederek uyandım. fakat bu sefer hazırlıklıydım. yastığın altından kaptığım gibi orospu çocuğunun gırtlağına dayadım tornavidayı. puşt bana bakıyordu ama beni görmüyordu sanki. durmadan yalvarıyor, bir şeyler söylüyor ve bana 'selçuk' diye hitap ediyordu. tornavidayla gırtlağından dürterek "bir daha canımı yakarsan yaşatmam lan seni!" diye haykırdım. ama takmıyordu herif. yalvarıyor, bir şeyler istiyor, bana 'aşkım' falan diyordu. 

beyin amcıklaması geçiriyordum piçler. gözlerine baktım yine iğne ucu kadardı göz bebekleri. herifin kafa gitmişti. beni başkası sanıyordu yine. az daha ileri ittim bunu. o an baldırlarındaki yarayı fark ettim. altında pislikten griye dönmüş bi don vardı üstüne de uzun kollu bi kazak giymişti. ben baldırları gördüğüm an uyanmıştım. bana yetmişti. baldırlar beyler, çakıyla kaşınmış ve paramparça edilmişti. anlaşılan abim damardan takılmaya başlamıştı yine. 


***

21. yaş günümde abimi toprağa verdim. selçuk denen diğer ibneyle alakalarını yüzeysel de olsa çözmüştüm. abim selçuğa aşıktı. anlatılanlara göre baya deli divane aşıkmış hatta. selçuk da bunu kullanıyordu. onun yüzünden torbacılarla takışmış ve 24 yerinden şişlenmişti. bizim çöplüğün piçlerinden aldığım istihbarata göre durum böyleydi. ama dediğim gibi artık hiç bir şeyi umursamıyordum. değil abimin ölmesi, dünyaya meteor yağsa alevinde sigaramı yakardım o derece. yine de bu piçi bulup hesap sormak istiyordum. hayatım için bir amaç, bir eğlence için.

bir iki soruşturmadan sonra takıldığı mekanları öğrendim ibnenin. alsancak'ta her şeyden sıkılmış zengin züppe takımına  kokain satar, arada orospuluk da yaparmış. onlar da bunu giydirip kuşatıp karnını doyurup cebine parasını koyarlarmış. sıradan başladım barları kafeleri gezmeye. barlar sokağında üç hatunla otururken görüp eşkalinden tanıdım ibneyi. şöyle bir bakınca onun da mavişehir tikilerinden farkı yoktu. giyim kuşam o biçim yerindeydi. babyface tabir edilen, kız gibi bir suratı vardı. sarışın yeşil gözlüydü, ince yapılıydı. belki de benim ibne ruhlu abim bunu görünce kız sandı diye düşündüm. herif bizim çöplükteki bütün kızlardan daha kadınsıydı amk.

gittim yanına, dedim ben tamer'in kardeşiyim. ben bunu der demez yüzü değişti. zaten pek hoşuna gitmemişti bok gibi kılığımla ortamını bozmam. "iki dakka dışarda konuşalım" falan dedi. çıktık dışarı. ben ufaktan kelebeği gösterdim buna. öttürdüm abim hakkında ne var ne yoksa. nerdeyse çocukluktan beri tutukmuş buna. ilk başta bu da seviormuş ama  sonradan tamer çok sıkmaya başlamış zart zurt midemin kaldırmıcağı şeyler anlattı.

tamam, dedim. "kes! asıl konuya gel." bülbül gibi öttü. bu bayağı yolluymuş, satıcıymış iyi para da kazanmaya başlamış. kendi sadece burundan çekiyormuş ama abim damardan girdiği için zaten onunla pek bir işi kalmamış. abim de arada ufak tefek torbacılık yapıyormuş ama dört senedir damarcı olduğu için artık cıvatalar iyice gevşemiş, pek iş alamaz olmuş. o da orospluluk yapıyormuş, falan filan.

"öldü abim haberin var mı lan yavvvşak?" dedim. bunu derken ölümünden ötürü en ufak bir sinir duymuyordum tabi. amacım ibneye intikamcı gibi görünüp gözünü korkutmaktı. herif zaten dünden razıydı. anlattığına göre o da kurtulmak istiyordu abimden. sınıf atlamak üzereydi ve abim sırtında yüktü. abimin bitmesi ikimizin de istediği şeydi.



"gelsene, sana bi bira ısmarlayayım" dedi "hem biraz iş konuşuruz". ben hemen atladım tabi öyle ortam gördüğüm mü var. aslında meraktan geberiyorum sırf onun için istedim ama içeri girince birden yerin dibine girer gibi oldum. yaratık gibiydim amk, iğrençtim lan. ama mecbur oturacaktım artık o masaya.

masada üç tane kız vardı. ben ki ömrümde hiç bir kızla yan yana bile gelememiştim. nedeni malum işte. hem hayvan gibi bir şeyim, adap bilmem laf bilmem. utana sıkıla oturdum bir köşeye yabani gibi. aman allahım beyler, tam karşımdaki hatunu görür görmez yamuldum. kalbim küt küt çarpıyordu. daha önce hiç hissetmediğim bi duyguydu bu. sanırım kalp krizi dedikleri buydu.

ölmedim.

şu andan itibaren de ölmemeliydim. hayatımda gördüğüm en güzel şeyle karşı karşıyaydım. adı aylin'di. upuzun simsiyah saçları vardı. beline kadardı amk, dalga dalga böyle. koskocaman gözleri vardı, uzun kirpikli. ağzı ufacıktı, nokta kadardı nerdeyse. burnu azıcık uzundu yani öyle mükemmel değildi ama yine de o suratın ortasına cuk oturuyordu. anlıcağınız muhteşemdi beyler. ister inanın ister inanmayın bir daha öylesini görmedim. heralde hayatımda nefret ve utanç dışında hissettiğim ilk duyguyu orda yaşadım beyler. ibne selçuk yanımda bir şeyler geveliyordu ama duymuyordum onu. bi garip oldum, çok güzel geldi kız bana. yani bir şeyi ilk defa kıskanmadan, sinirlenmeden güzel buldum. ona bakıp daldığım birkaç saniye boyunca unutmuştum oysa ki sefilliğimi. hatırlayınca saçlarımı, kıyafetlerimi, tipimi, siktim senedir yıkanmadığım için leş gibi koktuğumu ve en korkuncu da tecavüze uğramış olduğumu hatırlayınca utançtan ölücektim az daha. 

***

22 yaşındayım. nihayet devlet baba bi vatandaş olduğumu hatırladı. kelepçeyi takıp aldılar askere. kaçakmışım meğer iki yıldır. vatani görevi hakkari şemdinli'de yaptım. terör örgütünün en azılı olduğu yıllar. sürekli operasyondayız. arkadaşlarımın hepsi öldü.

ben ölemedim.

***

26 yaşındayım. adım osman. askerik yaradı bana; namusumla çalışıp kazanıyorum. halat gibi bileğimle yayla gibi yüreğimle hesabı. 

aylin'i evine kadar takip ettiğim bir gün meğersem ben de takip ediliyormuşum. boynumdan tutup çektiler bastonla. dönüp baktığımda köpeğini kestiğim kadını gördüm. "tanıdım seni sıpa" dedi bana. yüzünde sıcacık bi gülümseme vardı. "kızımı takip ediyosun demek?". yaşlar doldu yine gözlerime. affet beni, diye kapandım ayaklarına. "bana bi pizza sözün vardı" dedi. evine gittik, pizza yaptı bana. tam yemeğin ortasındayken beyamca da geldi. göz yaşlarım dinmek bilmiyordu. saatlerce af diledim, ağladım, dertleştim, yılların zehrini boşalttım pırıl pırıl bir insan oldum o gün. beyamca imalathanesinde bir iş verdi bana. azimli ve çalışkan tutumum sayesinde hızla yükseldim. evlerine de sürekli ziyarete gidiyordum. aylin bana hastalıkmışım gibi davranmıyordu artık. sonunda kendimi açmam için bana bi şans verdi bana. zamanla sevdi de beni. eski belalısından korkuyordu sadece. ne kadar ısrar etsem de söyletemiyorum kim olduğunu. 

adım osman, şu an aylin'le nikah masasındayız. salon mutlu insanlarla dolu. herşey dört dörtlük. aylin elimi tutuyor eli sıcacık, önümde bir hediye paketi. tanıdık bir paket ama  yılların etkisiyle rengi solmuş. mutluluktan ölebilirim.

ölmüyorum :)

sabırla dut yaprağı ipek olurmuş. sevdiğimin gözlerine bakıp "evet" diyorum. nikah memuru bizi karı koca ilan ediyor. kayın pederimle kaynanam gülüşerek paketi açmam için kaş göz yapıyorlar. elimi solgun kırmızı kurdeleye uzatıyorum.

o sırada sadece türk filmlerine olabilcek bir şey oluyor. ibne selçuk elinde tabancayla davetlilerin arasından fırlıyor. meğer aylin'in belalısı buymuş amk. şarjörü rastgele üstüme boşaltıyor. 

"peh.. amatör..." diyorum, "kafamdan vurman gerekirdi."

gelini öpüp masanın altına yığılıyorum.






***



Yorumlar

  1. Oh bee oku oku bitmez dedim ne ara bitti anlamadım şukela olmuş panpa. Abin ağır gaymış yalnız.

    YanıtlaSil
  2. lanetinden kurtulmuşun panpa... bu ibretlik hikayeyi yazmak için nasıl bir kafaya girdin anlamış da değilim fevkaledenin de fevkinde moruk

    YanıtlaSil
  3. Çok iyi hikaye birader. Tırnaklarımı yedim okurken. Senden ricam, pakedin içinde ne olduğunu söylermisin?

    YanıtlaSil
  4. hocu finalde öldün mü ölmedin mi anlayamadım meraktan ölecem yaz şunu noldu sonunda

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

shift+del

ıspanak soğuk yenen bir yemektir