boşluk

bir gün yine dünyanın pisliğinden kaçmak için sahile indim. işin aslı, kendi pisliğimden kaçıyordum. balıkçıya bir altın verip kayığını kiraladım. kayıkçının rüşveti.. bu bir hafta çalışmadan şişenin dibini bulmasına yetecek bir bedeldi. işin tuhafı, ben meyhaneden denize doğru kaçarken balıkçı tam tersini yapıyordu. "sikmişim balıkçıyı ve gizemsiz dünyasını" diyerekten atladım kayığıma. ufuk çizgisine doğru çektim kürekleri. okyanusun ortasında yapayalnız kaldığımdan emin olunca durdum. sırt üstü uzandım, yıldızları izlemek istedim ama mor renkli bulutlar göğü kapatmıştı. ben de gözlerimi kapattım. içimden şarkı söylemek geldi. ne de olsa karga sesimi burda kimse duyamazdı. şarkımın ortasında uyuyakaldım.

***

duyduğum seslerle tatlı uykum bölündü. gözlerimi açtığımda bulutların dağılmış olduğunu fark ettim. oohaaa dedim oha! gök yüzünü bu kadar parlak ve net görmemiştim hiç. binlerce yıldız kur yaparcasına göz kırpıyordu. tekrar sese odaklandım. o ses.. öyle tatlı, öyle yumuşak bir sesti ki kulaklarımı okşuyordu. benim küfür ve ağıt duymaya alışkın kaba kulaklarıma dolamaması gereken bir sesti. adeta bir an önce siktir olup gitmem konusunda uyarıyordu beni. kendime hakim olamadım. sesin geldiği yöne başımı çevirdim. ipek gibi, gece rengi saçlarıyla bir deniz kızı şarkı söylüyordu. en parlak yıldız onun gözleriydi. 


..gece rengi saçlarıyla bir deniz kızı şarkı söylüyordu.


eğer okumayı bilseydim, denizkızlarına asla yaklaşmamam gerektiğini de bilirdim. ama bilmiyordum. zır cahildim amk. yaklaştım. gözlerimin içine bakıyor, aklımın örtülerini delip ruhuma söylüyordu şarkısını. cahil ve kaba saba bir balıkçı ne yaparsa onu yaptım. aşık oldum. ah şu okumayı bilseydim.. deniz kızlarının balıkçıları sadece ilginç ve onlardan farklı olduklarından dolayı çekici bulduklarını; babalarının kristal sarayı dışına çıkmak, gerçek dünyayı görebilmek için onları kullandıklarını bilirdim okumayı bilseydim. bilmiyordum, bilmiyordum.. onunla seviştim. artık benim için çok geçti. suya atlayıp giderken bir şey diyemedim. elimi uzattım, tutamadım. ipekten bir kuyruk okşadı avucumu o kadar. zehrimle suyun ortasında kalakaldım.

o günden sonra hep onu aradım. sahillerde dolaşarak ona şarkılar söyledim. ona taktığım türlü türlü isimlerle seslendim ama beni duymadı. tam umudu kesmişken deniz kıyısında uzun kıvırcık saçlı bir bebek gördüm. hayal değildi. bebek yanıma geldi, benimle konuştu. babası olduğumu idda ediyordu. "benden olamayacak kadar güzelsin" dedim ona. "annemin sihrinden" dedi. elini tutmak istedim, suya atladı o da. ikisi de sonsuza dek yok olup gitmişlerdi. hayal görmediğime dair bir kanıtım var: göğsümün ortasındaki kocaman boşluk. elimi içine sokuyorum, arka taraftan çıkıyor. insanlar boşluğuma kafalarını sokup sırıtarak fotoğraf çektiriyorlar.



***


Yorumlar

  1. Duygulandım piç güzel yazmışsın ama kafama takılan bi konu var.Deniz kızının neresini siktin amk?Belden aşağısı pul değil mi onun?

    YanıtlaSil
  2. panpa hayatımı kararttın amk artık komik bşeyler yazsan diyorum

    YanıtlaSil
  3. Cevap versene göt oğlanı!!!1!1!

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ölümsüz

shift+del

ıspanak soğuk yenen bir yemektir