31 Ekim 2012 Çarşamba

siyah orkide


bu gün hemen her cumartesi olduğu gibi bizim hanzolarla 'eğlenmeye' çıktık. zaten genelde adres bellidir, yüzde yetmiş alsancak, yüzde otuz küçük park. eğlenmeyi de sistematiğe oturttuysan kendinden kork amk. al başını ellerinin arasına, nasıl bir deney faresine, nasıl işe yaramaz bir göte dönüştüğünü düşün. benim eğlenme olayının amacı zaten bellidir: kafayı sıyırmamak için yalnız kalmamaya çalışırım. zaten eğlenme dediğime bakmayın benimkinin adına sosyalleşme çabası denilebilir ancak. yalnız kalmaktan ölesiye korkarım ben. ne zaman yalnız kalsam benim o gözüm, benim o şirret gözüm içeriye dönüverir. kendi içimi görürüm. benim içim ne kadar harap, ne kadar iğrençtir bir bilseniz. benim içim vebalıdır. eğer siz de görebilseniz, size de bulaşır anında. içimde kan gövdeyi götürmektedir. lağım fareleri cirit atar orda burda. vöcür vöcür kaynaşır, kemirecek bir şeyler ararlar. hiç de aç kalmazlar. her yer yarım kalmış tasarıların, yanıp gitmiş hayallerin enkazlarıyla doludur. tam anlamıyla bir hayaller kerhanesidir benim içim. işte bu gün de bu manzarayla baş başa kalmamak için çıktım. çıkmak zorundaydım.

bizim hanzolar tutturdular illa bostanlı'ya gidelim bostanlı'ya gidelim. iyi dedim gidelim amk sik var ya bostanlı'da. değişiklik olur götlük yapma dediler tamam dedim. hem evime de yakın taksi parasından yırtarım amk dedim. neyse efendim gittik sonuç olarak.

bunların tanıdığı bir herif varmış, onun mekanına gittik. herife aitmiş mekan. dedim ulan nerden tanıyonuz bu dallamayı? adam tam bir pavarotti azizim. sakal bıyık o biçim. saçları da at kuyruğu yapmış. beyaz gömlek, pantolon askısı falan, boynunda boynunda fular. şekil kasmış kasmasına da, suratına sıçmazsın bile o derece. adını  bile unuttuğum bi filmdeki pezevenk karakterinin tıpkısının aynısıydı adam. dravdan bi telaş içinde masaları gezip memnuniyet kontrolü çekiyordu. nihayet bizim masaya da geldi. ehm diye boğazını temizledi. 


"ne sipariş ettiniz beyler?"

ne sipariş ettiniz beyler? diye sordu. mekan bunun ya illa soracak göt. biz de menüde bulabildiğimiz en adi ve en ucuz şarabı istemiştik. dedik aha bunu aldık. herif baktı baktı listeye aynen şöyle dedi : "beyler yalnız o adi şeyi içeceğinize burda gayet ucuz (95lira) ve vintage şeyler var onlardan alın bence o içtiğiniz nedir allasen?" bizim hanzolarla şöyle bi bakıştık, kimsenin niyeti yok "vintage şeyler" falan içmeye fiyattan dolayı. yok aga dedim adama; dandik mandik getir sen bunu içicez biz.


neyse geldi bizim siktiriboktan şarap, ki 23liraya satılıyor bakkalda aynısı. burda 50 lira. gel gelelim garsonun triplerine.. sanırsın bin yıllık özel üretim bağ şarabı getirdi. bir de tatmam için koydu şarabı. bu arada garsondan da ayarı yedik "bence daha iyi bir şey alabilirdiniz xxx bey in de dediği gibi, isterseniz geri götüreyim" ulan amın oğlu, sana mı düştü ucuz şarabımızın tasası diyemedim tabii. onun yerine tadını herkesin bildiği bu boktan şeyi tadıp, daha doğrusu lök diye mideme döküp aynen şöyle dedim "mmm bu benzersiz lezzete asla hayır diyemiyorum. doldur!" adam ruh hastası olup olmadığımı anlamak için uzun uzun baktı suratıma. olduğumu anlayınca ses etmeden doldurdu şarabı.

millet uzun ince doğranmış hıyardı havuçtu takılıyor, biz katıksız içiyoruz şarabı. bizimkiler ufaktan baymaya başladı tabi. sigara yaktı birisi, anında garsondan ayarı yedi. dışarı çıkmamız lazımmış. millet çıktı ben piç gibi arkadan yetiştim. meğer sigara içmeye çıkmanın da raconu varmış. kadehini kapan sigaraya çıkmıştı. benim kadeh masada kaldı tabi. sikerim şarap çanağını dedim zaten bayılmıyorum ayak aromalı çürük turşu suyu içmeye. maksat muhabbet olsun işte. hava da serinlemiş tabi biz içerdeyken. üstümde yaka bağır açık ince bi gömlek var hafiften üşüyorum tabi. sigarayı körükledim bi an önce bitsin diye.

o sırada bi hatun gözüme çarptı. sarışın, bi deri bi kemik bir hatun. götünün sınırında bir etekle upuzun çizmeler giymiş. kendi çevresince seksi olarak algılandığınan ve kendini öyle sandığından eminim. her boktan sıkılmış, her şeyi yaşamış ve tüketmiş gibiydi.



aklıma bir zamanlar benim olan bir kadın geldi. o etek giyemezdi. topuklu ayakkabı da. ayağında bir problem vardı. (annesi küçükken çay mı dökmüştü öyle bi sik tam hatırlayamadım sebebini ama sol ayağından diz kapağına kadar yanık izi vardı) saçlarını böyle profesyonel bir edayla yana atmayı beceremezdi. sigarasını kendi yakardı. bu kaşar gibi gözlerini süzerek sigarayı ağzına koyup başını hafifçe uzatarak on ayrı çakmak sunulmasını beklemezdi. kazağının kollarını böyle çekiştirip ellerinin üzerine kadar indirmez ve böyle bacak bacak üstüne atmazdı. o kameralara oynamazdı. beceremezdi ki. onun becerdiği tek bir şey vardı o da bendim. hayatımı itina ile, tabiri caizse nakış gibi dokuyarak sikmişti. geçmişin tadı içtiğimiz ucuz şaraptan çok daha beterdi. zehir gibiydi.

işte o an nefret ettim o sarışın orospudan. onu alıp ortadan ikiye bölmek istedim. klas parfümünün aksine içi lağım gibi, kerhane gibi kokardı herhalde. içine girip çıkan her boydan çeşit çeşit düzinelerce yarraktan sonra... tanımadığım insanlardan nefret etme huyumdan vazgeçsem sanıyorum ki artık hiç bir şey hissetmezdim.

neyse efendim, az önce benim yaptığım gibi önümüze gelene yapıştırırız hemen orospu diye. hiç merak ettiniz mi orospu gerçekte neye denir? neye denicek amk para (ya da bi bedel) karşılığı kendini becerttirene denir. bu durumda arabanız, tekneniz, sosyal statünüz ya da bazen sadece giysilerinizin markası için sizinle takılan veya evlenmeye çalışan kıza da orospu denmez mi? para için becerttirmenin evlenerek veya evlenmeden olması orospuluk durumunda neden değişime yol açıyor ki? 

orospuluk dünyanın en eski mesleğidir piçler. her kadının içinde de farklı dozlarda bulunur. vakti zamanında bi orospu tanımıştım, çiçek yerdi kendisi. ona ömrü boyunca hiçbi erkek çiçek almamış. o da çiçek buldu mu yerdi. çiçek almak onu tatmin etmezdi, çiçekleri vazoya koymak onu tatmin etmezdi, çiçekleri koklamak onu tatmin etmezdi. o da yiyordu. sigaradan leke leke olmuş düşleriyle en güzel çiçekleri öğütüyor, eziyor ve pis kokulu midesine indiriyordu. bunu öğrendikten sonra ilk ziyaretimde ona bir orkide götürdüm. onu yedi ve öldü. zehirlenmişti. pahalı çiçek ağır gelmişti bünyesine. bok böceğini bokun içinden alıp gülün içinde yaşamaya zorlarsanız oracıkta ölür. zavallı orospular...

bu arada, orkideye hiç dikkat ettiniz mi?  vajinaya (amcığa) benziyor. bunu herkes biliyor artık. hatta malum kadın pedinin marka ismi de ordan geliyor büyük ihtimal.

gördüğünüz gibi benzerlik ayan beyan ortada.

ya bizimki neye benziyor? ben söyleyeyim hemen: yarrağa benziyor. yarraklarımız yarrağa benziyor. hunharca sikmek için gelmişiz dünyaya. birbirinden güzel orkideleri sikip soldurmak için. salepin orkideden yapıldığını biliyor muydunuz? hani şu içerken "bu ne lan içine mi attırıyolar bunun?" muhabbeti yapılan sıcak kış içeceği.  salepin o yapış yapış koyu kıvamı atmıktan çok vajinal sıvıya benziyor. vajina güzel şeyler salgılıyor olabilir kendi başına. ama ne zaman onun içine daldırsak uzvumuzu, orkideler soluyor, çirkinleşiyor ve iğrenç şeyler çıkıyor içinden. kıçına şaplak atınca anıran iğrenç et parçaları.. neden yapıyoruz bunu bilmem. durmadan çıkıyor o yaratıklar. 

ben bunları düşünürken baya bi dalıp gitmişim tabi. kendime geldiğimde fark ettim ki şarap diye içtiğimiz iğrenç sıvı bitmiş, siktir olup gitme vakti çoktan gelmişti. bizim hanzolarla kaş göz yapıp kalktık. kapıdan çıkarken yine o sarışın hatunu gördüm. corvette marka bi arabaya biniyordu. arabanın şöför mahalinde orta yaşlı, kanca burunlu kel bi herif vardı. ilyas salman'a benziyordu. ama yüz hatları garibanlıkla değil, bolluk öküzü olmanın görgüsüzlüğüyle sivrilmişti. sarışın binerken biraz oyalanınca kel dalyarak anında azarladı bunu kart sesiyle. kadınlar kendilerini üç kuruş için satıyorlar. sonra da karşı cinsten saygı bekliyorlar. dışardan saygı beklemenin ilk kuralı, kendine saygı duymaktır. bu barzo birazdan onu kendi evine götürecek. orasında burasında siğiller çıkmış kapkara sikini kızın vücudunun içine saplayacak; büyük ihtimal anal seks isteyecek. hayır cevabını aldığında zorla sahip olacak istediğine. mini tecavüzler gecesinde çığlık, gözyaşı ve bok başrolleri oynayacak, orkideler solup kararacak yine... şu mekanda takılıp şu arabaya binmek için çok ağır bir bedel bana sorarsan. bir gece daha kahpe insanlarla yüz yüze gelip iğrenerek sırtımı dönüyorum. soluğu köşe başındaki seyyar pilavcıda alıyoruz. hijyenden yoksun pilavı kaşıklarken huzuru yeniden yakalıyorum. kıssadan hisse: ait olmadığınız yerlerde bla bla...










18 Ekim 2012 Perşembe

osman returns

selam beyler, hal hatır faslını geçiyorum. diablo yazmaktan vazgeçtim. fazla kurcalamaya gerek yok, daha önceden yazılmış bi hikayeyi coverlamaya ne gerek var? ağanın bokunun üstüne sıçılmazmış. diabloyu kendi haline bırakıyoruz. hem sikmişim feriştahını da iblisini de. feriştah melek anlamına gelir bu arada cahil piçler. herneyse... osman'ı özlemedik mi hepimiz? evet, en çok da ben özledim amk. ha bi de aklıma gelmişken, bundan sonra 1den fazla bölümü olan hikaye de yazmıyorum. hayatta başladığı işleri nadiren bitirebilmiş bi insandan arkası yarın kuşağı bekleyemezdiniz değil mi? blogun tozlu sayfalarında yarım kalmış öyküler için diyeceğim şudur ki, yazar bu öyküde finali okurun yorumuna bırakmış. hahaha işte bu! yıllardır fırsatını kolladığım intikamı sizden almak istemezdim ama başka da kimsem yok. çok şerefsizce. çok ibnece biliyorum.

dün uzun, lüle lüle saçlarıma kıydım. o saçlar ki,  insan içine çıktığımda topluma sebepsiz bir nefretle bakan gözlerimi saklayan pelerinimdi. gerim gerim gerilen yüz kaslarımı, no fear markası gibi çatılan kaşlarımı gizleyen örtümdü. bi tutam güvensizliği ve tedirginliği de kapatırdı. taktığımda kimsenin gözüne batmayan bir maskeydi; sayesinde rahatça dolaştığım. artık yok. oturdum berber koltuğuna "üç" dedim.  nedenini sormayın tam olarak bir açıklaması yok. ne de olsa bi gün ayrılıcaz diyip sevgiliyi terk etmek gibi bişeydi diyebilirim. eve dönüp aynaya bakınca şoka girdim tabi. şokun etkisinden midir nedir birileriyle paylaşmak istedim. hemen yeni halimle bi fotoğraf çekilip fotoları yan yana tek karede birleştirerekten tedaviden önce/tedaviden sonra tadı yakalamak gibi şeyler. napıyosun lan sen? dedim sonra. napıyosun amk!!!

 bazı tipler vardır, her boklarını ama her boklarını sosyal medyada paylaşırlar. paylaşırlar ve anında reaksiyon beklerler. sosyal medya diyen ağzıma da sıçabilirsiniz ama artık adı bu oldu. neyse efendim bu insanlar istisnasız her şeylerini paylaşırlar. bir gün pinkikteler bi gün tatilde. bi gün iş yemeğindeler bi gün konserde. bi gün meyhane bi gün kerane. bu insanlar hep bi yerlerdedirler ve siz onlardan asla kaçamazsınız. sürekli haritada biyerde etiketlenirler ve her an paylaşım sitelerinedirler ayfonları sayesinde. hiç bir şey kaçıp kurtulmaz ellerinden. otobüs durağında olsun metro deliğinde olsun, manikürde pedikürde bilmemnede illa ki bi malzeme bulurlar. bulurlar ve anında instagram filtresinden geçirerek burnunuzun dibine sokarlar.


makyözüm haqqı -elleri sihirlidir3<3<33

hele hele bunların bazıları vardır ki, her şeyin yolunda gittiği izlenimini verir bu insanlar. çok güler, çok konuşurlar. kendilerine güvenirler. sigara içmezler ve mutlaka 1-2 adet pahalı hobileri olur scuba diving bile olabilir belki snowboard. bi aksilik olmadıysa yurt dışına çıkılmış, seyahat edilmiş ve gözümüze sokulmak üzere milyonlarca fotoğraf edinilmiştir. kız arkadaşları vardır, erkek arkadaşları vardır. hepsi birbirlerini çok severler. etrafları hep kalabalıktır. üstleri başları temiz, düzgün ve pahalıdır bunların. üstelik de inançlıdırlar. ama muhafazakar değillerdir. hoş, ateist olanı bile bi tabuya tapar elbet. yine de zihinleri her türlü gelişime açık ve eğitimlidirler. her gün toplumsal sorunlardan bahsederler. toplumun kanayan yarası olan bizler için çözümler üretirler. o kadar aydındır ki bu insanlar bazen bakarken gözlerim kamaşıyor. bu kadar harikalar ama eve gidip kan işeyip işemediklerini bilmiyorum. işkence videoları izleyerek ereksiyon hale geçip mastürbasyon yapıp yapmadıklarını da. belki dövülmekten, kırbaçtan hoşlanıyorlardır. belki kendi kuzenlerine ilgi duyuyorlar. belki de gece uyumadan önce yatakta cenin pozisyonu alıp korkudan tir tir titriyorlardır. 

kızlarla ;););)   twitpic.39488d273dhhı
bir kız arkadaşım vardı. sevgilim değil, sadece kız arkadaş idi. üniversitede bir oda arkadaşı varmış. istanbul'u pek bilmem yalan olmasın tarabya'da mı öyle bir yerde villada oturuyormuş. hani şu platin saçlı  tikilerdenmiş kız. iki bin liralık çantayla gidermiş okula. misler gibi parfüm kokarmış ama bir sorunu varmış kızın. kapı açık sıçmaktan hoşlanıyormuş. ilginç, ben bunu sadece yalnız adamın laneti sanırdım. her neyse, kaltak kapı açık takılırmış çünkü sıçarken sohbet etmeyi ve müzik dinlemeyi severmiş. üstelik kendi burnu koku almıyormuş çocukken geçirdiği bir hastalık yüzünden. amma, lakin ki,  göt kadar yurt odası yaşanmaz hale geliyormuş kokudan. kız bundan zerre rahatsızlık duymuyormuş. çatır çatır, osurarak sıçıyormuş. üstelik sıçtıktan sonra götünü sildiği boklu tuvalet kağıtlarını klozete değil, çöpe atıyormuş görülecek şekilde. ah şu üst tabaka. onları hep sevmişimdir. sik kadar dünyamızda kapı açık sıçar,her yeri kokutururlar. güzel ve zarif görünürler, bakımlı görünürler ve prada parfüm kullanırlar. bizse durmadan kokarız. onları rahatsız eder ve iğrendiririz. şimdi taşlar yerine oturmuştur umarım.

gerçi herkesin ne olacağı daha ilkokul sıralarında bellidir. hiç unutmam ilkokuldayken bir piçe annesi beslenme saatinde  mcdonalds'tan hamburger falan getirirdi. anasını satim olan var olmayan var... öğretmenimiz nasıl izin verirdi bunlara bilmiyorum. gerçi okul aile birliği bilmemne derken idare bu velinimet velilere muhtaçtı ve gönülleri hoş tutulmalıydı. her neyse, genelde bende yiyecek pek bir şey olmazdı. bayatlıktan hamur olmuş ekmek arası peynir falan.onu da kendim hazırlardım zaten. beslenme örtüm buruş buruş ve leş olduğu için yemekten sonra dışarı çıkmayıp defterime yüz kere 'beslenme çantamı temiz ve düzenli tutmalıyım' gibisinden şeyler yazmayı alışkanlık haline getirmiştim.


neyse, bu piçin annesi ne zaman sınıftan içeri adım atsa içim cız ederdi. çünkü bu, birazdan o hamburgerin dayanılmaz kokusunu alacağım anlamına gelirdi. kadının elinde bej renkli ve sarı-kırmızı logolu kese kağıdını görünce içim daralırdı. işte saçları fix amerikan traşı kesilmiş piçinin yanına gidiyor, işte abartılı tavırlarla öpüp seviyor, işte beslenme örtüsünü oğlu için seriyor ve işte o mükemmel, pofuduk, yusyuvarlak hamburger paketten güneş gibi doğuyor! yanında da kola. üstelik de tatlı olarak donut var. ben hiç donut yememiştim o zamanlar. hoş, halen tadı neye benziyor hiç bi fikrim yok. polis yiyeceği olarak kafama kazınmış sadece. yine de o zamanlar bir iki kere hamburger yemiştim ama nasıl olduysa hatırlamıyorum. bu piçle birlikte biyerde sınava girdik de annesi bizi çıkışta mcdonalds'a götürdü sanırım. neyse işte; piç hamburgerini poşetten çıkarıyor, piç hamburgerden koca bir ısırık alıyor, piç karnını 10 numara doyuruyor. o hamburger benim olsa onu ufak ufak ısırırdım, böylece çabuk bitmezdi. bazı insanlar gerçekten kadir kıymet bilmiyor dostlar. ben de saçlarımı hart hurt kestirip attım işte kenara. tıpkı bu yazıyı da kestirip attığım gibi. sizin sikiniz taşşaanız sağolsun canlar. finali yine bağlayamadık ama önceden belirttiğimiz gibi; yazar yorumu okura bırakmış...