22 Mart 2012 Perşembe

format c: for karizma


işe gidip gelirken metroda kitap okurum. olur ya ekmek çıkar diye.. neyse, bugün yanıma hoş bi hatun oturmuştu. hatunu görünce belki etkilenir diye güya hızlı okuyormuşum gibi çevirmeye başladım sayfaları. 

"şibumi mi o?" diye bi ses geldi. evet dedim şibumi. "ne kadar hızlı okuyorsunuz öyle." ben bir paragrafı tek bakışta okuyabiliyorum falan filan derken muhabbet başladı. kitaplardan, iş hayatından falan kısaca konuştuk. çankaya'da bi hukuk bürosunda çalışıyomuş. kıza ara ara gülme geliyodu ama zar zor tutuyodu kendini. metroda kahkaha atçak kadar geniş bi kız değildi belli. ama içine kapanık da denilemezdi. ben de kendimi esprili ve komik cool adam havalarına soktum kız güldükçe. neyse ineceğim durağa gelince "tekrar karşılaşırız umarım, iyi günler" diyerek gizemli bi şekilde indim.

ofise gittiğimde saçımı başımı düzeltmek için wc'ye girerim önce. aynaya baktığım an gözüme ilk çarpan şey sağ burun deliğimden yukarıya doğru uzayıp burnumun kenarına yapışmış fosfor renkli sümük oldu.






***

6 Mart 2012 Salı

yabancılarla konuşma - bölüm I - II

yabancılarla konuşma - bölüm I

hafta içi iş çıkışları uğradığım bi bar vardı. bostanlı'da kamil's diye bi mekan. sessiz sakin biyer. müşterileri de o civarın sakinleri genelde. arıza çıkarcak pek tip çıkmaz yani. country, blues, soft jazz falan çalıyo. entel o.ç demeyin hemen beyler, ne çaldığı pek de umrumda değildi. benim için buraası işyeri gürültüsünden evdeki ölüm sessizliğine geçişteki ara formuydu sadece. iş çıkışları rahatlatıcı bişeyler içmek, bar ahalisinden birkaç kişiyle yüzeysel sohbetler etmek, 1-2 el bilardo oynamak, ara sıra kafayı çevirip haber bültenine bakmak, bi dergi, kitap bişeyler karıştırmak falan hoşuma gidiyordu. sosyalleşme ihtiyacımı da bu şekilde gideriyordum. evde yaptığım tek şey fast foodumu yiyip pc karşısında çürümekti. yaşıtlarım evlenip çoluk çocuğa karışırken ben küllükleri mc donalds patatesleri gibi izmaritlerle dolduruyordum. arayanım soranım bekleyenim yoktu. yine de hayat bana güzeldi. kimseye hesap vermiyordum. yalnızlık özgürlüktür.


kamil's
o akşam yine elimde laptopumla girdim barın kapısından. barın bar kısmına oturdum herzamanki gibi. ne salak cümle oldu lan. neyse, bi sıcak çikolata isteyip yandaki sepetten rasgele bi gaste aldım. bir yıldır düzenli müşterisi olmama rağmen bar sahibi kamil'le istediğim samimiyeti kuramamıştım. "hey jimmy bana bi kadeh viski doldur ha? seni üşengeç pezevenk." böyle bi cümle kurabilmek için çok mu erkendi amk? her neyse, kamil o sırada beni görüp sevdiğim şarkılardan birini açtı http://fizy.com/#s/16odes gülümsememi göz kırparak karşıladı ve her neyle uğraşıyoduysa onun başına döndü. ben de bardağımdan büyük bi yudum alıp gazeteme döndüm. çok sıcakmış ağzım yandı amk.

o sırada kapı çınlayarak açıldı. herkes birbirini tanıdığından kapı açılınca dönüp kim geldi diye bakma adeti vardı. ben cool tavrımı bozmadım tabi. giren kişi "hahhayyt iyi akşamlar millet! kamil, güzel şarkı seçmişsin sen de sıkı pezevenksin ha" dedi. bunu diyen harun abi'den başkası olamazdı. selamlaşma faslından sonra bar kısmına gelip sırtıma vurdu.

-naber koç?
-ooo hoşgeldin harun abi. iyiyim sağol senden?
-körpe ammmcık gibiyim bugün ehehe.
-abi... ayıp oluyo
-bi bira gönder kamil!

birasını alıp masalardan birine geçti. harun abi ellili yaşların sonlarında bi travesti eskisiydi. nasıl başardıysa o işten emekli olabilmiş, eski erkek görünümüne kısmen geri dönmüş. hafif ibnesel hareketleri de yok değil tabi. eh, can çıkar huy çıkmaz derler ya. günün birinde barda sabaha kadar muhabbet etmiştik. hikayesini çok merak etmiştim. bazı bölümleri atlayarak beş altı saate sığdırmıştı yaşam öyküsünü. trajik ve ibretlikti hakikaten. ben hikayemi anlatmaya kalksam beş dakikayı doldurabilir miydim bilmiyorum. neyse, harun abi görmüş geçirmiş (geçirilmiş) adamdı harbiden. bu civarda da herkesten saygı görürdü. dan dun ağzına geleni de konuşurdu dobra adamdı. barımızın dert babası, yaşam koçuydu. kamil'in pederiyle de bi geçmişi olduğu söyleniyo. şantaj mı ne yapıyo artık bi kere hesap ödediğini görmedim ibnenin. yalnızlık hesabı kimseye kaktıramamaktır.


***

dalıp gitmişim vaktin nasıl geçtiğini anlamadım. bi gürültü karmaşa oldu. kadının biri bizim piç rıza'yı masasından kovuyordu. daha önce de olmuştu. tüm kadınlara potansiyel amcık gözüyle bakan dallamanın tekiydi piç rıza. önüne gelene askıntı olurdu. kamil'in bu iti buraya burda barındırmasına anlam veremiyordum. kadın dip köşede şöminenin yanında tek başına oturuyordu. yaşı otuz civarlarındaydı ama allah için güzel hatundu. simsiyah küt saçları vardı. burdan tam seçemesem de gözleri renkliydi galiba. daha önce görmemiştim buralarda. karşıdaki benzincinin müşterileri gelirdi bazen. arabalarına bakım falan yapılırken sığınırlardı sıcak ortamımıza. saate baktım, geç olmuştu. eh en iyisi siktirip gideyim ben evime dedim. hesabı ödeyip kalktım. köşedeki kadın beni kesiyordu. ya da bana öyle geliyordu. harun abi yeni birasını almaya giderken durumu farketti ve kulağıma eğilip "bak aslanım, bi kadın sana böyle bakıyorsa bişey söylemek istiyodur." dedi.


"bak aslanım, bi kadın sana böyle bakıyorsa bişey söylemek istiyodur."


adımlarım birbirine dolaştı, apar topar çıktım dışarı. hava buz gibiydi. doğan slx'ime atlayıp 2 sokak ötedeki evime gittim. gülmeyin piçler param ona yetti anca geçiniyorum zaten amk. zar zor merdivenleri çıkıp evime girdim. üstümü başımı değiştirip kanepeye uzandım. bugün bilgisayar yok osman dedim kendime. o kadını düşündüm. neden bana öyle bakmıştı? yaşlı kurt haklı mıydı? gerçekten bişey mi söylemek istiyodu kadın? bişey söylücekse ne söylücekti? çok güzel kadındı be. asil bi duruşu vardı. kesin soyu osmanlı sadrazamlarına krallarına kraliçelerine kadar dayanıyodur ha "eeh sokacam kadınına dersini almadın mı hala!" dedi sağduyum. haklıydı. dersimi almıştım ve yalnızlığı seçmiştim. böylesi iyiydi. yatmadan önce tuvalete uğradım. " wc arkamdan konuşuyomuş bi ağzına yüzüne sıçıp geleyim" dedim; kendi kendime güldüm. eskiden arkadaşlar arasında yaptığım bi espiriydi. bin  kere söylesen de her seferinde gülünürdü. komik olduğu için değil, sevildiğin için gülerlerdi. ama artık yoklardı. yalnızlık sıçarken tuvaletin kapısını kapatmamaktır...


bölüm II

telefonun alarmı çaldığı gibi yataktan ok gibi fırladım. kalkışı bu şekil yapmazsam ertele'ye basıp uyuyakalıyordum. bi 5dk daha uyuyabilseydim keşke. son 7 yıldır yataktan uykumu alarak kalktığımı hatırlamıyorum. bataryası eskimiş telefon misali bi türlü dolmuyo, dolamıyo enerjim. 12 saat uyusam da aynı 5 saat uyusam da. her geçen gün eskisine kıyasla biraz daha bitkin hissediyordum.

neskafe ve sigaradan oluşan zengin kahvaltımı yaptıktan sonra doğan slx'ime atlayıp işe doğru yola çıktım. gaz ibresi sıfıra gelmek üzereydi. hay amk daha yeni doldurmadım mı ne çabuk bitmiş. kamil's in karşısındaki benzinlikten 50 liralık gaz attırdım. sabah trafiğine göt siktirmeden önce siftahı benzincide yaptık. sokayım arabasına. sahi, işe neden arabayla gidiyordum ki? zaten şöförlüğüm rezaletti. hele sıkışık trafikte dur kalk dur kalk, stop et marş bas bol bol küfür al beddua al küfür et kavga et derken sonunda iş hanının otoparkına girebildim. işe gidebilmek için araba al / arabanın taksidi ödemek için işe git. ne biçim paradoks bu amk?


***

akşam yine eve gitmeden kamil's'e uğradım. hayır, sebebi kesinlikle o kadın değildi. yine de gayri ihtiyari orda mı diye şöminenin olduğu yere baktım kapıdan girerken. kadın yoktu. derin bi oh çektim. durduk yere hayatıma renk katılmasına hiç gerek yoktu. böylesi iyiydi. taburelerden birine oturup ilgilenilmeyi bekledim. kamil "hoşgeldin, ne içersin?" diye sordu.

kafasından tuttuğum gibi barın ön tarafına çekiyorum kamil'i. kafasını botlarımla ezdikten sonra yerlerde sürüklüyorum. "ulan bir yıldır geliyorum buraya hala ne içtiğimi öğrenemedin mi!?" dizimi göğüs kafesine bastırıp yumruklamaya başlıyorum. kapalı ağzından dişleri gözükene kadar kadar yumrukluyorum. dudak ve yanak parçaları saçılıyor etrafa. "herzamankinden istiyorum kamil! herzamankinden!" ellerim parçalanınca şöminenin yanındaki demir çubukla devam e..

-osman orda mısın?
-ha? evet.. evet burdayım.
-ne içersin diye sormuştum.
-bi sıcak çikolata alayım.

inadına yapıyo yavşak. adam yerine koymadığını göstermek için. kışın sıcak çikolata, yazın limonlu kola içiyorum bu kadar zor mu be aklında tutmak? elim ayağım titreye titreye bi sigara yaktım. pasif agresif olmak da zor iş. tam bir dışı seni içi beni yakar durumu- *çınn çınn* kapıdan biri girdi ve boş bulunup kafamı çevirdim. gözlerimin içine bakarak içeriye girdi. evet doğru tahmin ettiniz; gelen o kadın'dı. niye dönüp baktım ki sanki? erkenden gelip gözlerim kapıda onu beklemiş gibi oldum şimdi. çantamı alıp çıkıp gitsem şimdi daha beter belli olcak maymuna döncez karının gözünde. iyisi mi yokmuş gibi davranayım. telefonun alarmını kurar, çalınca açıp önemli bi işim çıkmış gibi yapar kaçarım. kusursuz plan!

telefonun alarmını yedi dakika sonrasına kurdum. gözüm televizyonda bi elimde kupa 420 saniye beklicektim. hayatımın en zor yedi dakikası olmalıydı bu. burun, ense kaşımalı, saçma sapan bölgelere kısa kısa bakışlar atmalı sürecin sonunda nihayet telefon çaldı. "alarmı kapat"a basıp kulağıma götürdüm. normalden biraz daha yüksek sesle "ooo moruk naber ya nasılsın? iyiyim ben de işten yeni çıktım kamilin mekandayım. haa öyle mi? gelirim tabi ayıpsın. tamam sen kızlara haber ver ben bi eczaneye uğrayıp geliyorum malum ehehehe yok yok arabayla gelicem zaten me.."*zırrrrrrrrrrr* 

o kadın şöminenin olduğu yerden kahkahayı bastı.

ben konuşur gibi yaparken telefon kulağımda çalmıştı. arayan da harun abi'ydi. o panikle no'ya bastım ama zeki kaltak durumu çakmıştı. yerin yarılmasına gerek yoktu, ufak bi delik bulsam dibine girerdim oracıkta. kusursuz plana bak... ama bi dakka! kadın başından beri beni izliyormuş lan, yoksa niye gülsün ki? ulan harun abi, mına kodumun ılık götlü ibnesi nasıl da baltaladı planımı. ne bok yemeye aradı ki beni? *çınn çınn*  gelen harun abi'ydi...


ve hikayemiz, osman III. bölümde harun abinin toynağını zikicek havasında bitiyordu.

"şimdi ananı siktim liseli"

***