yılbaşı özel - sümüklü piçin dramı

her gün kahvaltıdan sonra annem bizi işe gönderir gibi sokağa postalardı (çocukların sokaklarda oynadığı zamanlar da oldu evet). evin bahçesinde böcek toplamak, çamurdan kanallar yapıp içini suyla doldurup kağıttan gemiler yüzdürmek, kedi, köpek, kaplumbağa ve türlü hayvana sevme kisvesi altında eziyet etmek, su savaşı, taş savaşı vs. en sevdiğimiz işlerdi. sonradan müptelası olacağımız atari salonlarıyla henüz tanışmamıştık.  bilgisayar oyunu desen, evinde bilgisayar olan bir kişi vardı sadece mahallemizde. onun da o kadar hava atmasına rağmen zamanın şartları mayın tarlası ve volfied haricinde bişey oynamasına imkan vermiyordu. internetin adını bile duymamıştık ve böylesi çok çok daha iyiydi emin olun.

bahçede sıkılınca kale'ye giderdik. kale, beton surlardan oluşan mahallemizin ortasındaki tek düzlük olan parka verdiğimiz isimdi. orda da mahalleden diğer piçlerle daha kurumsal oyunlar oynardık. misket, taso, futbolcu kartı gibi ütmeli-kaçmalı oyunlar. bu tür oyunlarda kral bendim. kumarda paso kazanıyo olmamı şu anki durumuma bakınca anlayabiliyoruz aslında. ordan da sıkılınca (herkesin cebindekiler bana geçince) hep birlikte yeni yapılan yüksek inşaatın önündeki dev kum tepesine giderdik. kum tepesi inşaatın üçüncü katına kadar geliyordu. oraya da büyük kumlar diyorduk. tepesine çıkıp yokuştan aşağı kendimizi bırakıyorduk. taklalar ata aya aşağıya kadar kaymak tarifsiz bir eğlenceydi. tamer mahallemizin en kuvvetlisiydi. tepeye çıktı mı kendini dağların hakimi ilan eder, tepeye tırmananları tek tek aşağıya sallardı. o kumlarda kaç terlik kaybettim bilmiyorum. eve çift terlik döndüğüm çok az olmuştur. neyse efendim kavga şamata derken akşam bok içinde eve dönerdik. annem bizi o halde eve sokmaz, maşrapa leğen getirip kapının önünde ayaklarımızı yıkar, sora doğrudan banyoya sokardı. yıkarken anamızı da sikerdi tabi. kaynar su + etini kemikten ayırırcasına kese. şikayet edersen kafaya tas darbesi + gözleri yakan köy sabunu... akşam yemeğinden sonra melek gibi uyurduk. hiç bi dert yok tasa yok. tek gelecek kaygısı yarınki tasoda kazananın kim olcağından ibaret ya da onun gibi sikindirik bişey. şimdi yatağa girmek bataklığa girmekle aynı şey. uyuyabilmek için düşüncelerle boğuşmak zorundasın. şansın varsa yorgunluktan sızarsın yoksa uyku haram. büyüyelim diye gözümüzün içine baktılar. büyüdük de ne oldu? sorarım size ne oldu? sik oldu. git gide anlamsızlaşan hayatta her günümüz bir öncekini özlemekle geçiyor ve yavaş yavaş yok oluyoruz.

***

havalar soğuyunca hasta oluyoruz diye sokağa çıkma yasağı gelirdi. gelirdi de vız gelip tırıs giderdi. bulduğumuz en ufak fırsatta sokağa sıvışır, göl gibi yağmur sularının içinde oynardık. eve giriş kısmı biraz sıkıntılı olsa da o hayvansal eğlence için ödenen ufak bedeli gözümüz görmezdi. kaçamadığımız zamanlar evde oyuncak kırar, ateşle oynar illa ki karıştırcak bi boklar bulurduk. kış iyice bastırınca havalar da sağlam soğudu. son yağan sağnak yağmurda tamer'le evden kaçıp otoparkın yanındaki göle girdik yine. üst baş sırılsıklam çıktık ceketlerimizin kolları sümük içinde. titreyerek eve dönerken berkecan'ların evinin önündeki otoparktan geçiyorduk. berkecan mahallemizin zengin piçiydi. bizle pek oynamazdı zaten. yeni aldığı eşyalarıyla hava atmaya yanımıza gelirdi sadece. bi de futbol oynanırken orjinal barça forması, mikasa topu ve adidas kramponlarıyla gelirdi. ama topuyla oynatmazdı. vurunca yıpranıyormuş. aman ben zaten futbol sevmezdim ki. ya kaleci ya da defans olurdum onlar da pek hoşuma gitmezdi. gol atmak varken... neyse ya, asıl konu şu ki; berkecan'ların dubleks evlerinin salonunun bir  kısmı tamamen camdı. dışardan içerdeki yılbaşı ağacı gözüküyordu. ağacın tepesinde yıldız, altında parlak hediye paketleri diziliydi. kimbilir içlerinde nebiçim süpersonik oyuncaklar vardı. 

 altında parlak hediye paketleri diziliydi. kimbilir içlerinde nebiçim süpersonik oyuncaklar vardı. 
oha be ohaaa dedim, gerçek yılbaşı ağacı! biz böyle şeyler sadece filmlerde olur sanıyorduk. berkecan babasıyla görününce bi arabanın arkasına saklandık, ordan izlemeye devam ettik. ellerinde süslerle gelip ağacı güzelce süslediler. napıyonuz lan orda? diye seslendi biri. dönüp baktık. elinde salçalı ekmekle necati geliyordu. 

-olm adamın evini görüyon mu?
-gördüm olm ben nolmuş ki.
-gerçek yılbaşı ağacı var olm daha ne olsun.
-bizim de var yılbaşı ağacımız.
-bizim yok...
-olmaz tabi. yılbaşı ağacı sadece zenginlerde olur. noel baba da sadece onların evine gelir.

necati siktir git elinde salçalı ekmekle kendini zengin mi sanıyon diyesim geldi demedim. necatinin ne olduğu sikimde değildi. gerçek şu ki; berkecan'lar zengindi ve noel baba onları ziyarete gelicekti. 

tamer'le eve koşup babamın bacaklarına yapıştık. "baba bizim yılbaşı ağacımız nerde?"

babam türk kültürüne ölümüne bağlı adamdı. dolabında sağ-sol çatışmalarından kalan, üstünde ccc yazan çeşitli dökümanlar, bayraklar, fotoğraflar falan vardı. bir de yerini hiçbir zaman bulamadığımız bir silahı olduğunu biliyorduk. böyle bir adamın evine yılbaşı ağacı kurmasını; christmas kutlamasını bekleyemezdiniz. ara sıra 1-2 kadeh içmesine rağmen yılbaşının olabildiğince sıradan bir gün olması için özen gösterirdi. ama küçüktük işte anlayamıyorduk. sadece istiyorduk. kaşlarını o korktuğumuz şekilde çatıp "olmaz" dedi. ne oyunbozan adamdı babam.

***

o gün sadece masallarda olabilecek inanılmaz bişey oldu. kar yağdı amk kar! eee ne var bunda yarraam diyonuz ama ben izmirliyim piçler. "kar gören izmirli" diye taşşak geçilenlerden hani. baya kar fırtınası başlamıştı dışarda. çoluk çocuk piç herkes sokağa döküldü. biz de çıkmak istedik annem izin vermedi. o son yağan yağmurda feci hasta olmuştuk. şansımıza tüküreyim, yok bu şansa tükürülmez. "şansımı sikeyim!" dedim (sokakta yeni öğrendiğim bi laftı bu. çok ayıp bişey olmalıydı heralde ki anneme "anne sikmek ne demek?" diye sorunca azıma bi tokat patlatıp acı biber sürmüştü.)  peder bey de o gün evdeydi. sert adamdı babam. annem gibi keklemesi kolay değildi. sözünden çıkmak da göt isterdi. çıkılmıcak dediyse çıkılmazdı bitti. camdan ulaşamadığımız bi tür cenneti izler gibi boynu bükük bakıyorduk. son kez şansımı denemek istedim. 

-baba lütfen ya bak bütün çocuklar sokakta. nolur...
-...

peder ısrarlardan iyice baymıştı. bi daha sorarsanız kulaklarınızdan tavana çivilerim, diyip çıktı odadan. pazarlık bitmişti, çıkmıyorduk. kar inceden kaplamıştı zemini. necati'yle yasin kartopu savaşından bıkmış, kardan adam yapmaya başlamışlardı. aylin bi elinde havuç bi elinde atkı kardan adama doğru koşuyordu. büyük kumlar uludağ ski-center olmuştu adeta. mavi leğeni kapan gelmişti. üstü kar kaplı kum tepesine tırmanıp aşağıya kayıyorlardı. eğlence çığlıkları ve kahkahalar sokağı inletiyordu. koskoca dünyada sadece biz eğlenmiyorduk. dışarda olamamanın verdiği üzüntü içimde cisme büründü. kaskatı taş gibi bişeydi. boğazımı acıtarak yukarı tırmanıyordu. sonunda göz pınarlarımda eriyerek dökülmeye başladı. istediği olsun diye anıra anıra ağlayan şımarık piçler gibi değil, burnumdan çıkan sıcak hava camı buhu yapa yapa sessizce ağladım. 

"bakın babanız size ne getirmiş çocuklar." yaşlı gözlerle arkamı dönüp baktım. babamın elinde içi kar dolu bi leğen vardı. 

ehe ehe :')
tamer'le koşup yumulduk leğene. elime aldım buz gibiydi ne salağım lan minik buz parçaları zaten bunlar. küçük bi kardan adam yaptık. havucunu mavucunu özenle dikip erimesin diye pencerenin önüne koyduk. dışardaki gerçek kardan adamın minik bi imitasyonuydu. tıpkı bizim yaşadığımız mutluluk gibi.  aklımız hala dışarda, bir hayalin kırıntılarıyla mutlu olduk o gün. olmasak da -mış gibi yaptık en azından. yıllar sonra üniversitenin ilk yılında; karı soğuğu meşhur bir şehirde okurken kampüsteki devasa kardan adamı bir tekmede yere serişimin nedeni de buydu galiba. o an kendim dahil kimse anlam verememişti o yaptığım harekete. belki de sadece güzel bir şeyi yok etmek istemiştim bilemiyorum. 


***

aynı gece tıkırtı sesleriyle uyandım. zaten tilki uykusundaydım sebebini biliyorsunuz. evet moruk, noel baba'yı bekliyordum. birisi kımıl kımıl bişeyleri kurcalıyordu. noel baba olmalıydı bu. kimseye görünmeden işini halledip çıkmaya çalışıyordu garibim. karanlıkta karşısına dikildim. bu, bildiğim noel baba figüründen biraz farklıydı. ceketiyle beresi siyahtı. kirli sakallı esmer bi tipti. o zamanki haneye tecavüz ve nefsi müdafa yasalarının genişliğinden midir nedir babam yatak odasından elinde pompalıyla sıka sıka fırladı. adamın kafasını beynini duvara yapıştırdı, kollarını bacaklarını eklemlerden koparttı. hırsızmış aqmun çocuğu. heheh şaka lan şaka. son ***'dan sorası yalan inanmayın. diğer yerlere inanmak size kalmış. daha söylencek çok şey var ama ucu ucuna yetiştirdim zaten. hepinize iyi yıllar piçler.






Yorumlar

  1. ağlattın piç siktir git

    YanıtlaSil
  2. hunharca ağlıyorum panpa

    YanıtlaSil
  3. panpa benim çocukluğumu anlattın resmen eline yüreğine parmaklarına sağlık ağladım diyemem ama etkilendim gerçekten. aynı dönemin çocuğu olduğumuz belli

    YanıtlaSil
  4. ilk defa bi text okuyup ağladım piç

    YanıtlaSil
  5. çok uzun be. okuyanı siksinler

    YanıtlaSil
  6. sana nasıl ulaşabiliriz osman?

    YanıtlaSil
  7. piyangoda şike olduğunu idda eden adam1 Ocak 2012 02:08

    kampüsteki kardan adamı niye tekmeledin amınaki ? hea bir de şey var kardan adam olur senden olmaz amk xD

    YanıtlaSil
  8. vay fakir piç çocukluğum canlandı sayende okudum ve şukunu verdim

    YanıtlaSil
  9. bunu, bunu alın burdan

    YanıtlaSil
  10. salya sümük ağlattın oç

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

ölümsüz

shift+del

ıspanak soğuk yenen bir yemektir