31 Aralık 2011 Cumartesi

yılbaşı özel - sümüklü piçin dramı

her gün kahvaltıdan sonra annem bizi işe gönderir gibi sokağa postalardı (çocukların sokaklarda oynadığı zamanlar da oldu evet). evin bahçesinde böcek toplamak, çamurdan kanallar yapıp içini suyla doldurup kağıttan gemiler yüzdürmek, kedi, köpek, kaplumbağa ve türlü hayvana sevme kisvesi altında eziyet etmek, su savaşı, taş savaşı vs. en sevdiğimiz işlerdi. sonradan müptelası olacağımız atari salonlarıyla henüz tanışmamıştık.  bilgisayar oyunu desen, evinde bilgisayar olan bir kişi vardı sadece mahallemizde. onun da o kadar hava atmasına rağmen zamanın şartları mayın tarlası ve volfied haricinde bişey oynamasına imkan vermiyordu. internetin adını bile duymamıştık ve böylesi çok çok daha iyiydi emin olun.

bahçede sıkılınca kale'ye giderdik. kale, beton surlardan oluşan mahallemizin ortasındaki tek düzlük olan parka verdiğimiz isimdi. orda da mahalleden diğer piçlerle daha kurumsal oyunlar oynardık. misket, taso, futbolcu kartı gibi ütmeli-kaçmalı oyunlar. bu tür oyunlarda kral bendim. kumarda paso kazanıyo olmamı şu anki durumuma bakınca anlayabiliyoruz aslında. ordan da sıkılınca (herkesin cebindekiler bana geçince) hep birlikte yeni yapılan yüksek inşaatın önündeki dev kum tepesine giderdik. kum tepesi inşaatın üçüncü katına kadar geliyordu. oraya da büyük kumlar diyorduk. tepesine çıkıp yokuştan aşağı kendimizi bırakıyorduk. taklalar ata aya aşağıya kadar kaymak tarifsiz bir eğlenceydi. tamer mahallemizin en kuvvetlisiydi. tepeye çıktı mı kendini dağların hakimi ilan eder, tepeye tırmananları tek tek aşağıya sallardı. o kumlarda kaç terlik kaybettim bilmiyorum. eve çift terlik döndüğüm çok az olmuştur. neyse efendim kavga şamata derken akşam bok içinde eve dönerdik. annem bizi o halde eve sokmaz, maşrapa leğen getirip kapının önünde ayaklarımızı yıkar, sora doğrudan banyoya sokardı. yıkarken anamızı da sikerdi tabi. kaynar su + etini kemikten ayırırcasına kese. şikayet edersen kafaya tas darbesi + gözleri yakan köy sabunu... akşam yemeğinden sonra melek gibi uyurduk. hiç bi dert yok tasa yok. tek gelecek kaygısı yarınki tasoda kazananın kim olcağından ibaret ya da onun gibi sikindirik bişey. şimdi yatağa girmek bataklığa girmekle aynı şey. uyuyabilmek için düşüncelerle boğuşmak zorundasın. şansın varsa yorgunluktan sızarsın yoksa uyku haram. büyüyelim diye gözümüzün içine baktılar. büyüdük de ne oldu? sorarım size ne oldu? sik oldu. git gide anlamsızlaşan hayatta her günümüz bir öncekini özlemekle geçiyor ve yavaş yavaş yok oluyoruz.

***

havalar soğuyunca hasta oluyoruz diye sokağa çıkma yasağı gelirdi. gelirdi de vız gelip tırıs giderdi. bulduğumuz en ufak fırsatta sokağa sıvışır, göl gibi yağmur sularının içinde oynardık. eve giriş kısmı biraz sıkıntılı olsa da o hayvansal eğlence için ödenen ufak bedeli gözümüz görmezdi. kaçamadığımız zamanlar evde oyuncak kırar, ateşle oynar illa ki karıştırcak bi boklar bulurduk. kış iyice bastırınca havalar da sağlam soğudu. son yağan sağnak yağmurda tamer'le evden kaçıp otoparkın yanındaki göle girdik yine. üst baş sırılsıklam çıktık ceketlerimizin kolları sümük içinde. titreyerek eve dönerken berkecan'ların evinin önündeki otoparktan geçiyorduk. berkecan mahallemizin zengin piçiydi. bizle pek oynamazdı zaten. yeni aldığı eşyalarıyla hava atmaya yanımıza gelirdi sadece. bi de futbol oynanırken orjinal barça forması, mikasa topu ve adidas kramponlarıyla gelirdi. ama topuyla oynatmazdı. vurunca yıpranıyormuş. aman ben zaten futbol sevmezdim ki. ya kaleci ya da defans olurdum onlar da pek hoşuma gitmezdi. gol atmak varken... neyse ya, asıl konu şu ki; berkecan'ların dubleks evlerinin salonunun bir  kısmı tamamen camdı. dışardan içerdeki yılbaşı ağacı gözüküyordu. ağacın tepesinde yıldız, altında parlak hediye paketleri diziliydi. kimbilir içlerinde nebiçim süpersonik oyuncaklar vardı. 

 altında parlak hediye paketleri diziliydi. kimbilir içlerinde nebiçim süpersonik oyuncaklar vardı. 
oha be ohaaa dedim, gerçek yılbaşı ağacı! biz böyle şeyler sadece filmlerde olur sanıyorduk. berkecan babasıyla görününce bi arabanın arkasına saklandık, ordan izlemeye devam ettik. ellerinde süslerle gelip ağacı güzelce süslediler. napıyonuz lan orda? diye seslendi biri. dönüp baktık. elinde salçalı ekmekle necati geliyordu. 

-olm adamın evini görüyon mu?
-gördüm olm ben nolmuş ki.
-gerçek yılbaşı ağacı var olm daha ne olsun.
-bizim de var yılbaşı ağacımız.
-bizim yok...
-olmaz tabi. yılbaşı ağacı sadece zenginlerde olur. noel baba da sadece onların evine gelir.

necati siktir git elinde salçalı ekmekle kendini zengin mi sanıyon diyesim geldi demedim. necatinin ne olduğu sikimde değildi. gerçek şu ki; berkecan'lar zengindi ve noel baba onları ziyarete gelicekti. 

tamer'le eve koşup babamın bacaklarına yapıştık. "baba bizim yılbaşı ağacımız nerde?"

babam türk kültürüne ölümüne bağlı adamdı. dolabında sağ-sol çatışmalarından kalan, üstünde ccc yazan çeşitli dökümanlar, bayraklar, fotoğraflar falan vardı. bir de yerini hiçbir zaman bulamadığımız bir silahı olduğunu biliyorduk. böyle bir adamın evine yılbaşı ağacı kurmasını; christmas kutlamasını bekleyemezdiniz. ara sıra 1-2 kadeh içmesine rağmen yılbaşının olabildiğince sıradan bir gün olması için özen gösterirdi. ama küçüktük işte anlayamıyorduk. sadece istiyorduk. kaşlarını o korktuğumuz şekilde çatıp "olmaz" dedi. ne oyunbozan adamdı babam.

***

o gün sadece masallarda olabilecek inanılmaz bişey oldu. kar yağdı amk kar! eee ne var bunda yarraam diyonuz ama ben izmirliyim piçler. "kar gören izmirli" diye taşşak geçilenlerden hani. baya kar fırtınası başlamıştı dışarda. çoluk çocuk piç herkes sokağa döküldü. biz de çıkmak istedik annem izin vermedi. o son yağan yağmurda feci hasta olmuştuk. şansımıza tüküreyim, yok bu şansa tükürülmez. "şansımı sikeyim!" dedim (sokakta yeni öğrendiğim bi laftı bu. çok ayıp bişey olmalıydı heralde ki anneme "anne sikmek ne demek?" diye sorunca azıma bi tokat patlatıp acı biber sürmüştü.)  peder bey de o gün evdeydi. sert adamdı babam. annem gibi keklemesi kolay değildi. sözünden çıkmak da göt isterdi. çıkılmıcak dediyse çıkılmazdı bitti. camdan ulaşamadığımız bi tür cenneti izler gibi boynu bükük bakıyorduk. son kez şansımı denemek istedim. 

-baba lütfen ya bak bütün çocuklar sokakta. nolur...
-...

peder ısrarlardan iyice baymıştı. bi daha sorarsanız kulaklarınızdan tavana çivilerim, diyip çıktı odadan. pazarlık bitmişti, çıkmıyorduk. kar inceden kaplamıştı zemini. necati'yle yasin kartopu savaşından bıkmış, kardan adam yapmaya başlamışlardı. aylin bi elinde havuç bi elinde atkı kardan adama doğru koşuyordu. büyük kumlar uludağ ski-center olmuştu adeta. mavi leğeni kapan gelmişti. üstü kar kaplı kum tepesine tırmanıp aşağıya kayıyorlardı. eğlence çığlıkları ve kahkahalar sokağı inletiyordu. koskoca dünyada sadece biz eğlenmiyorduk. dışarda olamamanın verdiği üzüntü içimde cisme büründü. kaskatı taş gibi bişeydi. boğazımı acıtarak yukarı tırmanıyordu. sonunda göz pınarlarımda eriyerek dökülmeye başladı. istediği olsun diye anıra anıra ağlayan şımarık piçler gibi değil, burnumdan çıkan sıcak hava camı buhu yapa yapa sessizce ağladım. 

"bakın babanız size ne getirmiş çocuklar." yaşlı gözlerle arkamı dönüp baktım. babamın elinde içi kar dolu bi leğen vardı. 

ehe ehe :')
tamer'le koşup yumulduk leğene. elime aldım buz gibiydi ne salağım lan minik buz parçaları zaten bunlar. küçük bi kardan adam yaptık. havucunu mavucunu özenle dikip erimesin diye pencerenin önüne koyduk. dışardaki gerçek kardan adamın minik bi imitasyonuydu. tıpkı bizim yaşadığımız mutluluk gibi.  aklımız hala dışarda, bir hayalin kırıntılarıyla mutlu olduk o gün. olmasak da -mış gibi yaptık en azından. yıllar sonra üniversitenin ilk yılında; karı soğuğu meşhur bir şehirde okurken kampüsteki devasa kardan adamı bir tekmede yere serişimin nedeni de buydu galiba. o an kendim dahil kimse anlam verememişti o yaptığım harekete. belki de sadece güzel bir şeyi yok etmek istemiştim bilemiyorum. 


***

aynı gece tıkırtı sesleriyle uyandım. zaten tilki uykusundaydım sebebini biliyorsunuz. evet moruk, noel baba'yı bekliyordum. birisi kımıl kımıl bişeyleri kurcalıyordu. noel baba olmalıydı bu. kimseye görünmeden işini halledip çıkmaya çalışıyordu garibim. karanlıkta karşısına dikildim. bu, bildiğim noel baba figüründen biraz farklıydı. ceketiyle beresi siyahtı. kirli sakallı esmer bi tipti. o zamanki haneye tecavüz ve nefsi müdafa yasalarının genişliğinden midir nedir babam yatak odasından elinde pompalıyla sıka sıka fırladı. adamın kafasını beynini duvara yapıştırdı, kollarını bacaklarını eklemlerden koparttı. hırsızmış aqmun çocuğu. heheh şaka lan şaka. son ***'dan sorası yalan inanmayın. diğer yerlere inanmak size kalmış. daha söylencek çok şey var ama ucu ucuna yetiştirdim zaten. hepinize iyi yıllar piçler.






25 Aralık 2011 Pazar

gündemin nabzı

selam beyler.

bikaç gündür sayfaya yazmayı aksattım ama merak etmeyin aralık ayını da 4 gönderiyle bitiricez. haftada bir düzenli yazmışım gibi olcak yani. bu yazıyı da hikayeleri neden geciktirdiğimin mazeretlerini sıralamak için değil, gündem hakkında 3-5 bişey söylemek için yazıyorum. zaten zamanı 3 ekim'e geri alırsak, blogu asıl açma amacımın öykü yazmaktan ziyade gündemle ilgili çıkarımlar yapmak olduğunu görürsünüz. eh, zamanla gerek sizin, gerek bizin şeyetmesiyle böyle götten sallama öykücülüğü formatını yakaladık. zaten bişeyin oluşumundaki ortam çok önemli. mesela yemek tarifi blogu aççak olsam şu an yemek tarifi yazıyor olurdum. ya da bilişimle ilgili bişey olsa bilişim dünyasından haberler vesaire ile ilgili çerçeve içerisinde takılırdım. bu sayfanın durumu farklı oldu biraz. oturun da anlatayım piçler.

şu blog muhabbeti neymiş lan yıllardır internet kullanıyoruz her türlü boku püsürü kurcaladık blog işine hala fransızız diye düşünerekten bi google hesabı aldım önce. hesabı alır almaz hevesle temaları kurcalamaya başladım. aynı hevesle de bıraktım. çünkü cidden ne bok yiceğimi bilmiyordum. bi bilinmezin üstüne tema mema kurma fikrinden tiksinip çıktım. bi süre sora, karşıma çıkmaya başladı kendi sayfam. google hesaplarında falan denk geliyordum. o yarım yamalak boktan temayla kürtajlanıp çöpe atılmış, orda kendi imkanlarıyla yaşama tutunmuş bi çocuk gibi geldi gözüme. ulan dedim, gel babana piç gel!

temayı hazırladım, ilk gönderiyi girdim. başta dediğim gibi, sözde güncel konulardan konuşup kendi süzgecimden geçirip entellektüel çıkarımlar yapıcaktım. siz de okuyup "ohaa adam ne kadar farklı düşünüyo, ne kadar şöyle, ne kadar böyle" dicektiniz. evet bu günlerde trend bu. farklı düşünmek.

 kan emici bir şirketin emir kipli cümlesi. (think different or die!)

herkesin farklı düşünerek farklı olduğunu düşündüğü bi dünyada... ööğğhh cümleye gel. böyle sikik cümle kurmaktan 6 ay içeri atsalar gıkımı çıkarmadan paşa paşa yatarım lan. yani diyorum ki, fark aslında derinlerde biyerde yatıyor. kendimiz olmakta. izin verirseniz açıklayabilirim.

gözlerinizi kapatın ve bir stadyum dolusu zenci düşünün. ahahahah :D olm çok götsünüz lan. aklınız hemen nerelere gidiyo. tamam değiştiriyom örneği. ya off neyden bahsettiğimi unuttum ibneler :P

çok sıkıştım alıntı yapıcam: "sizler özel değilsiniz, sizler güzel ya da eşi benzeri olmayan kar taneleri de değilsiniz, sizler işiniz değilsiniz, sizler paranız kadar değilsiniz, bindiğiniz araba değilsiniz, kredi kartlarınızın limiti değilsiniz, sizler iç çamaşırı değilsiniz, sizler her şey gibi çürüyen birer organik maddesiniz. bizler bu dünyanın şarkı söyleyip dans eden pislikleriyiz." sağol chuck palahniuk amca. (soyadını yazarken google'dan yardım aldığımı itiraf ediyorum o ne biçim isim amk.) hemen toparlıyorum.

evet, insanlığa genel bakışta özel değiliz. ama şu bi gerçek ki, her insan kendi içinde özeldir. kahramandır. kötü adamdır, öcüdür. en sikindirik adamın bile anlatacağı bir yaşam öyküsü vardır. işte o en sikindirik insan benim. ve siz sıkılmadan bu güne kadar dinlediniz öykülerimi.

gündem mi? gündemin anasını avradını zikeyim ben. herşey gün geçtikçe boka sarıyo işte tek fikrim bu :D öpüyorum piçler yılbaşı özel yazısını kaçırmayın. kış ikliminin sikerttiği şu günlerde aman diyim bünyeye dikkat edin bol bol portakal yiyin süt için ne bileyim sıkı giyinin hadi bakalım hoşçakalın.



15 Aralık 2011 Perşembe

süper güç anket sonuçları değerlendirmesi

316 katılımcının kıyasıya mücadele ettiği süper güçler anketinde geri sayım sürecine girilirken nefesler tutulmuş durumda sevgili okurlar. kazanan ekiplere sabun seti.. şaka lan şaka az önce kapattım anketi :) ne bok olduğunuzu öğrenmek istiyorsanız sabredin, verdiğiniz cevaba göre geniş karakter analiziniz aşağılarda biyerlerde yazmakta. cevap hakkını kullanamayan zavallılar, siz yazının devamınını okumadan siktirip gidebilirsiniz.

teşekkürler, kalan yiğitlerle devam ediyoruz.

evet genşler, bu anketi en sevdiğiniz pokemonu bulmak için hazırlamadım. yukarda da belirttiğim gibi, amaç kişilik analiziydi (ben denedim %100 çalışıyor). siz de kişiliğinizi ele veren eğlenceli cevaplara tıkladınız nitekim. neden 316 kişi peki? hemen açıklıyorum burası çok önemli  316 sayısı antik yunan matematikçilerine göre pi (π) sayısının optimize.. bak hala okuyo ya :) yok öle bişey evladım. yuvarlak bi sayıda kapatıcaktım anketi ama bi türlü denk getiremedim. neyse o pek önemli değil zaten 300+ katılımcı sayısı sonuca varmak için yeterli. sonuçları tekrar hatırlıyoruz:


uçma                           : %11 |||||||||||
görünmezlik                  : %31 |||||||||||||||||||||||||||||||
düşünce okuma            : %35 |||||||||||||||||||||||||||||||||||
şifa dağıtma                 : %6   ||||||
kurşun geçirmezlik        : %1   |
diğer                            : %13 |||||||||||||


%35 düşünce okuma: (politikacı)
işte anketimizin en çok oy alan şıkkı. ve malesef dünyamızda her şeyin başında gelen bir saplantı: hükmetme arzusu. bunun en kısa ve zahmetsiz yolu düşünce okumaktır. düşünceleri okuyarak nabza göre şerbet vere vere her türlü hatunu kafalarım; kimin ne istediğini bilir, kısa yoldan zengin olurum dediniz. verdiğiniz çözüm vaatleriyle başbakan oldunuz ohhh amk 2 sene sora nasıl becerdiyseniz amerika başkanı da seçildiniz mi tamamdır. kısa sürede tüm dünyayı peşinizden sürükleyip köleleştirdiniz. ibnesiniz olm ibne! sizi tanımlamak için daha fit bir kelime bulamıyorum. görünmezliği seçenler bile kişisel hazların peşindeydi (az sonra okuycaksınız). siz daha bi tehlikelisiniz. dünyanın kanını emen tüm liderlerle aynı karaktere sahipsiniz malesef. sizi görünce kanım donuyor amk siktirin gidin sayfamdan bi daha da girmeyin, okumayın yazdıklarımı. 

"çalışın köpekler!"
%31 görünmezlik: (ezik)
bu cevabı verenler, siz nasıl birer paranoyak, nasıl ezik tiplersiniz çözemedim. başkalarının görüşü sizi bukadar mı ilgilendiriyor lan? uçup gitmek varken sinsi sinsi onun bunun arkasından iş mi çevirceniz orospuçocukları!? normalde yapmaya götünün yemediği şeyleri görünmezken rahat rahat yapabilceğini düşünerek seçtin bunu. ne bileyim bi banka soymak, birilerinin yatak odasına gizlice girmek falan geçti aklınızdan. ananız bacınız aileniz yok mu lan sizin? ya siz değil de bi başkası görünmez olup sizin valideye dadansa... hm? hoş olur mu? sizin ben insanlığınıza tüküreyim lan insanlığınıza! elim ayağım titredi amk.

tamam sakinim...

ezik orospuçocuğu
%13 diğer (isyankar)
aferin lan valla aferin. gözüme girceniz he az kaldı. gönül isterdi ki bu anketten %50+ "diğer" şıkkı çıksın ama bu da yeterli en azından şu an için.

"diğer" demek, posta koymaktır. hayat boyunca önünüze seçenekler konuldu ve birinden birini seçmeniz istendi. diğer demek "al şıklarını götüne sok" demektir. isyandır ulen! biliyorum o %13'ün içinde bazılarınız sırf anket sikertmesi olsun diye "diğer" dediniz. bazılarınızın aklına daha iyi bişey geldi, önünüze konanlarla yetinmeyip diğer dediniz. sadece pc başında değil hayatınızda da size dayatılanlara usulünce siktir çekme gücü diliyorum sizlere. anarşist ruhlu piçler seviyorum sizi aynen devam.


"heryerdeyiz piçler."
%11 uçma: (özgürlükçü)
dünyanın bütün dertlerini arkanızda bırakarak bulutlara doğru kanat çırptınız. para pul, aşk sevgi düşmanlıklar, kıskançlıklar, türlü türlü dünyevi ibnelikler hep aşağılarda kaldı. tek başınıza herşeye siktiri çekip gökyüzünün kralı ilan ettiniz kendinizi. çekin özgürlüğü ciğerlerinize kartal yürekli kardeşlerim. fazla bişey söylemeye gerek yok. özgürsünüz.


". . ."
%6 şifa dağıtma: (yardımsever)
siz, evet siz; yardımsever bir insansınız. yardımseverlik günümüzde mumla aranan bir meziyet. hele ki siz, birtakım süper güçler dururken inatla şifacılığı seçtiniz... önünüzde ceketimi ilikliyorum. hatta saygıyla eğiliyorum. o da yetmiyor domalmak istiyorum önünüzde! siz nasıl kutsal bi insansınız lan? türünüz tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. sizi bi müzeye kaldırmak ne bileyim yoğun bakıma falan almak istiyorum. ne demiş şair, "gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer."
"gelin yavrularım"
%1 kurşun geçirmezlik (kahraman)
türünüzün tek örneğisiniz. gerçekten, samanlıkta iğne gibisiniz desem bile abartmış olmam. haksızlıklara tahammülünüz yok. mesela yolda dövülen birini görseniz izlemek yerine müdahale ediyorsunuz. sevdiklerinizi, çevrenizi, yeri gelince de hiç tanımadığınız insanları namusunuz gibi koruyorsunuz. suratınızda bir maskeniz eksik  diyorum ve kahraman kişiliğiniz daha fazla ifşa olmasın diye kısa kesiyorum.
"aksiyon çıksın ya"
gördüğünüz gibi panpalarım, %65'iniz diğer insanların haklarına müdahale etmek istiyorsunuz. bize hükmetmek, sinsice gözetlemek, götümüzü sikip belimizi incitmemek istiyorsunuz. sizin gibi kimseler bu işleri yapıyor zaten merak etmeyin. birileri bu dünyayı keyfine göre çekip çeviriyor. nerdeyse yatak odalarımıza kadar kameralarla izleniyoruz, internetteki icraatlarımız da takip ediliyor özellikle bu günlerde iyice boku çıkmış durumda. sözlük, blog, vs.. yazarları tek tek içeri alınıyor. en olmadı kapılarına polis yollanıp akılları alınıyor. uslu çocuk olup bi daha yaramazlık yapmasınlar diye. işte bu içeri alınanlar ve günün birinde alınacaklar %13'lük "diğer" diyen kısım. küçük bi grup özgürlüğüne düşkün, ama onlar da diğer kavramlara yabancı. çok çok azımız kendinden önce başkalarını düşünüyor. ve içinizden sadece bir kişi kahraman. bilin bakalım kim ;)

haftaya görüşürüz hoşçakalın piçler.



8 Aralık 2011 Perşembe

yabancılarla konuşma - bölüm I

hafta içi iş çıkışları uğradığım bi bar vardı. bostanlı'da kamil's diye bi mekan. sessiz sakin biyer. müşterileri de o civarın sakinleri genelde. arıza çıkarcak pek tip çıkmaz yani. country, blues, soft jazz falan çalıyo. entel o.ç demeyin hemen beyler, ne çaldığı pek de umrumda değildi. benim için buraası işyeri gürültüsünden evdeki ölüm sessizliğine geçişteki ara formuydu sadece. iş çıkışları rahatlatıcı bişeyler içmek, bar ahalisinden birkaç kişiyle yüzeysel sohbetler etmek, 1-2 el bilardo oynamak, ara sıra kafayı çevirip haber bültenine bakmak, bi dergi, kitap bişeyler karıştırmak falan hoşuma gidiyordu. sosyalleşme ihtiyacımı da bu şekilde gideriyordum. evde yaptığım tek şey fast foodumu yiyip pc karşısında çürümekti. yaşıtlarım evlenip çoluk çocuğa karışırken ben küllükleri mc donalds patatesleri gibi izmaritlerle dolduruyordum. arayanım soranım bekleyenim yoktu. yine de hayat bana güzeldi. kimseye hesap vermiyordum. yalnızlık özgürlüktür.


kamil's
o akşam yine elimde laptopumla girdim barın kapısından. barın bar kısmına oturdum herzamanki gibi. ne salak cümle oldu lan. neyse, bi sıcak çikolata isteyip yandaki sepetten rasgele bi gaste aldım. bir yıldır düzenli müşterisi olmama rağmen bar sahibi kamil'le istediğim samimiyeti kuramamıştım. "hey jimmy bana bi kadeh viski doldur ha? seni üşengeç pezevenk." böyle bi cümle kurabilmek için çok mu erkendi amk? her neyse, kamil o sırada beni görüp sevdiğim şarkılardan birini açtı http://fizy.com/#s/16odes gülümsememi göz kırparak karşıladı ve her neyle uğraşıyoduysa onun başına döndü. ben de bardağımdan büyük bi yudum alıp gazeteme döndüm. çok sıcakmış ağzım yandı amk.

o sırada kapı çınlayarak açıldı. herkes birbirini tanıdığından kapı açılınca dönüp kim geldi diye bakma adeti vardı. ben cool tavrımı bozmadım tabi. giren kişi "hahhayyt iyi akşamlar millet! kamil, güzel şarkı seçmişsin sen de sıkı pezevenksin ha" dedi. bunu diyen harun abi'den başkası olamazdı. selamlaşma faslından sonra bar kısmına gelip sırtıma vurdu.

-naber koç?
-ooo hoşgeldin harun abi. iyiyim sağol senden?
-körpe ammmcık gibiyim bugün ehehe.
-abi... ayıp oluyo
-bi bira gönder kamil!

birasını alıp masalardan birine geçti. harun abi ellili yaşların sonlarında bi travesti eskisiydi. nasıl başardıysa o işten emekli olabilmiş, eski erkek görünümüne kısmen geri dönmüş. hafif ibnesel hareketleri de yok değil tabi. eh, can çıkar huy çıkmaz derler ya. günün birinde barda sabaha kadar muhabbet etmiştik. hikayesini çok merak etmiştim. bazı bölümleri atlayarak beş altı saate sığdırmıştı yaşam öyküsünü. trajik ve ibretlikti hakikaten. ben hikayemi anlatmaya kalksam beş dakikayı doldurabilir miydim bilmiyorum. neyse, harun abi görmüş geçirmiş (geçirilmiş) adamdı harbiden. bu civarda da herkesten saygı görürdü. dan dun ağzına geleni de konuşurdu dobra adamdı. barımızın dert babası, yaşam koçuydu. kamil'in pederiyle de bi geçmişi olduğu söyleniyo. şantaj mı ne yapıyo artık bi kere hesap ödediğini görmedim ibnenin. yalnızlık hesabı kimseye kaktıramamaktır.


***

dalıp gitmişim vaktin nasıl geçtiğini anlamadım. bi gürültü karmaşa oldu. kadının biri bizim piç rıza'yı masasından kovuyordu. daha önce de olmuştu. tüm kadınlara potansiyel amcık gözüyle bakan dallamanın tekiydi piç rıza. önüne gelene askıntı olurdu. kamil'in bu iti buraya burda barındırmasına anlam veremiyordum. kadın dip köşede şöminenin yanında tek başına oturuyordu. yaşı otuz civarlarındaydı ama allah için güzel hatundu. simsiyah küt saçları vardı. burdan tam seçemesem de gözleri renkliydi galiba. daha önce görmemiştim buralarda. karşıdaki benzincinin müşterileri gelirdi bazen. arabalarına bakım falan yapılırken sığınırlardı sıcak ortamımıza. saate baktım, geç olmuştu. eh en iyisi siktirip gideyim ben evime dedim. hesabı ödeyip kalktım. köşedeki kadın beni kesiyordu. ya da bana öyle geliyordu. harun abi yeni birasını almaya giderken durumu farketti ve kulağıma eğilip "bak aslanım, bi kadın sana böyle bakıyorsa bişey söylemek istiyodur." dedi.


"bak aslanım, bi kadın sana böyle bakıyorsa bişey söylemek istiyodur."


adımlarım birbirine dolaştı, apar topar çıktım dışarı. hava buz gibiydi. doğan slx'ime atlayıp 2 sokak ötedeki evime gittim. gülmeyin piçler param ona yetti anca geçiniyorum zaten amk. zar zor merdivenleri çıkıp evime girdim. üstümü başımı değiştirip kanepeye uzandım. bugün bilgisayar yok osman dedim kendime. o kadını düşündüm. neden bana öyle bakmıştı? yaşlı kurt haklı mıydı? gerçekten bişey mi söylemek istiyodu kadın? bişey söylücekse ne söylücekti? çok güzel kadındı be. asil bi duruşu vardı. kesin soyu osmanlı sadrazamlarına krallarına kraliçelerine kadar dayanıyodur ha "eeh sokacam kadınına dersini almadın mı hala!" dedi sağduyum. haklıydı. dersimi almıştım ve yalnızlığı seçmiştim. böylesi iyiydi. yatmadan önce tuvalete uğradım. " wc arkamdan konuşuyomuş bi ağzına yüzüne sıçıp geleyim" dedim; kendi kendime güldüm. eskiden arkadaşlar arasında yaptığım bi espiriydi. bin  kere söylesen de her seferinde gülünürdü. komik olduğu için değil, sevildiğin için gülerlerdi. ama artık yoklardı. yalnızlık sıçarken tuvaletin kapısını kapatmamaktır...




***

devam edecek