16 Kasım 2011 Çarşamba

metro deliği

seni istisnasız her gün görüyorum. günde 10 saniye, iyi ihtimal 12 saniye. seni gördüğüm zaman adımlarımı yavaşlatıyorum. daha çok görebilmek için.

5 saniye sabah 5 saniye akşam... ben caddeden metroya doğru yürürken sen metrodan sanayi mahallesi/4. levent tarafına doğru yürüyorsun. bakıyorsun yüzüme, gözlerime bakıyorsun. ne bir umut veriyorsun ne bir şüphe. ne gülümsüyorsun ne bir sinir. o hırçın güzelliğin hep mi üzerinde?

o kadar zarifsin ki adım atmıyor, süzülerek ilerliyorsun. böyle bir melaikenin metrolarda, otobüslerde ne işi var allahım diyorum. keşke hesabını bilmediğim kadar çok param olsaydı da seni evinden arabamla, helikopterimle, ne bileyim füzemle falan alabilseydim. belki de yazgımız bu metro istasyonunda çözülecek diye düşünüyorum...


***

artık o caddede senle karşılaşmak hayatımın bir parçası oldu. aslına bakarsan hayatımın anlamlı olan tek parçası oldu diyelim. o güzel yüzünü gün boyunca hatırımdan çıkarmıyorum. metroda, işte, bütün insanların yüzünde seni arıyorum. evimin duvarlarında, çok afedersin kakamı yaparken tuvalet fayanslarındaki şekillerde bile yüzünü görüyorum.

hergün göz göze geliyoruz hem sabah hem akşam 5'er saniye. ve ilginçtir ki karşılaştığımız nokta 3 metre 5 metre farkla hemen hemen her gün aynı.

anladığım kadarıyla sen de benim gibi beyaz yakalı bir kölesin. onun dışında sana dair hiçbişey bilmiyorum. dikkatimi ilk çektiğinde sigara içiyordun. o narin ellerinde bir sigara. pempe dudaklarına narince götürüyordun. yine simsiyah saçların oldukça güzel taranmış bazen toplu bazen salınmış vaziyette; derin derin çekiyordun içine dumanı. itiraf et, sen de benim gibi yalnızsın.

bilmiyorum bunları neden yazıyorum. belki görürsün diye... görsen ne olacak ki? bende bu ürkeklik olduğu sürece. bakmaya kıyamıyorum, karşına geçip de konuşabilecek miyim ki?

işte yine soğuk bir kış sabahı tir tir titreyerek dalıyorum metro girişine. ben girerken sen çıkıyorsun. işte,kafanı kaldırıp bana bakıyorsun. aramızda 5 metre olmasına rağmen ta ordan gözlerimin içine, ruhumun derinliklerine bakıyorsun.. bu tatlı azaba daha fazla dayanamayıp gözlerimi kaçırıyorum. güneşin güzelliğini göz kırpmadan kör olana kadar izleyen yılanları national geographic'te izlemiştim o yüzden temkinliyim. tekrar bakmak istiyorum sana ama kendimi tutuyorum. 


"işte yine soğuk bir kış sabahı tir tir titreyerek dalıyorum metro girişine."

sevmediğim işime gidip sadece seni düşünerek bilinçsizce çalışıyorum. güzelliğinden aklımda kalanlar kalbimi sıkıştırıyor. göz göze geldiğimiz anın görüntüsü zihnimde canlandıkça iç organlarım yer değiştirir gibi oluyor. seni düşünürken dalıyorum. ufak tefek hatalar yapıyorum, patrondan fırça yiyorum ama gülümsüyorum hala aptal gibi. iş dönüşü metro deliğinde karşılaşıcağımız anı bekliyorum doğum yapan annenin yavrusunu kucağına alışını bekler gibi. 5 saniye sabah, 5 saniye akşam... günün kalan 23 saat 59 dakika 50 saniyesi boş, soğuk ve karanlık.

paydos saati geldiği gibi ceketi çantayı alıp fırlıyorum ofisten. önce deli gibi koşuyorum sonra yavaşlıyorum. hızlı gidersem ya da geç kalırsam aynı noktada buluşamayabiliriz. bizler; çarkın dişlileri, sistemin köleleri... aşkımızı da çarkın dönüş hızını aşmadan yaşamalıyız. bize biçilen bölgeden çıkmamalı, süreyi şaşmamalıyız. sirkülasyonu bozmadan... ne ağır, ne çok hızlı.

herzamanki halimle, ağzımda sigara yürüyorum istasyona doğru. merdivenlerde göz göze geliyoruz yine. bana bakıp bişeyler söylüyorsun ama duymuyorum. duyamıyorum. dünyayla bağlarım kopuyor seni görünce. yok lan mp3 çalarımda bangır bangır blind guardian çalıyormuş ondan duymuyorum. hay kafamı sikeyim diyorum tabi ya. kulaklıkları yolarak çıkartıyorum. kaşlarımı kaldırıp "efendim?" diyorum bakışlarımla. heyecandan konuşamıyorum çünkü. "iki dakika bakar mısın?" diyorsun. bana söylediğinden emin olmak için arkama bakıyorum kimse yok. evet bana söyledin. "t..tabii" diyorum "buyrun, nasıl yardımcı olabilirim?" heyecandan ölerek yanına geliyorum.

kravatımdan tutup çekiyorsun beni. işte o an dudaklarımız birbirine değiyor. o dondurucu kış günü cehenneme dönüyor temasınla. tek kelime etmeden oracıkta başlıyor aşkımız. diye kuruyorum senaryoyu hemencik. olması gereken bu!

evet! harbiden de kravatımdan tutup çekiyorsun beni. işte o an "sapık mısın lan sen orospu çocuğu? her sabah her akşam gözlerinle siker gibi bakıyosun bana! hiç utanmıyon mu? evli ve çocukluyum ben. kocam emniyette amir. bi telefonuma bakar gelip topuklarına sıkması! canını seviyorsan yakamdan düş!" diye bağırıyorsun ve arkanı dönüp merdivenlerin ucunda kayboluyorsun. 


14 yorum:

  1. okudum içim parçalandı panpa :(

    YanıtlaSil
  2. auhauhauhsh salaksın biliyosun dimi

    YanıtlaSil
  3. diğer hikayenin devamını beklerken...

    süpriz oldu yine de beğendim. gözlerim doldu finalde <3

    YanıtlaSil
  4. offffffffff fena oldum bu ne be

    YanıtlaSil
  5. ohh iyi olmuşş öl orda xD

    YanıtlaSil
  6. ilk önce cok ciddi okurken yaziyi, sonunda beni kahkahaya bogdun. sen harikasin.

    YanıtlaSil
  7. killahakangozlukleri17 Kasım 2011 05:07

    gene çok iyi panpa. diğer yazının devamını da yaz lan sil gibi kaldık ortada

    YanıtlaSil
  8. gülsem mi ağlasam mı bilemedim. iyi hikaye panpa şuku

    YanıtlaSil
  9. bok gibi amk hayatımdan 3-5 dk gitti işte..

    şukela reyizz :)

    YanıtlaSil
  10. ahanda bu fotosunu koyduğun metro çıkışından sağa dönüp biraz ilerledikten sonra mcdonaldsı gördüğün zaman bana haber ver almaya geliyim seni metro köşelerinde bakışmakla çürümeyelim.

    YanıtlaSil
  11. milletin karısına kızına bakmaya utanmıyon mu lan pezevenk

    YanıtlaSil
  12. vaay iyiymiş bu

    YanıtlaSil
  13. en sevdiğim öykün diyebilirim anladın sen onu piç.gg

    YanıtlaSil