24 Kasım 2011 Perşembe

96. saat - bölüm III

(hikayenin ilk bölümlerini okumayanlar bu linklere bastılar. siz de hikayeyi piç etmek istemiyorsanız içeri buyrun)

http://maskelimanyak.blogspot.com/2011/10/96-saat-bolum-i.html
http://maskelimanyak.blogspot.com/2011/11/96-saat-bolum-ii.html

kapıyı hışımla açıp dışarı çıktım. hava buz gibiydi. kar yağışı da inceden başlamıştı. kodumun deve kuşunu ne siz sorun ne ben söyliyim. göz göze gelmemek için hızlıca çıkıp burnumun dikine yürümeye başlamıştım. yine de yakalanmıştım anlaşılan. arkamdan gelen pıtı pıtı ayak sesleri ona ait olmalıydı. ben durunca duruyor, yürümeye başlayınca tekrar ayak sesleri gelmeye başlıyordu. dönmicem olm arkamı bakmıcam o aptal suratına diye geçirdim içimden. işin garip yanı, sokaktaki insanlar hiç şaşırmıyolardı peşimde yürüyen devekuşuna. lan yoksa devekuşu değil de cin şeytan iblis miblis olmasın lan! görünmez adam falan!!! arkamdakini iyice merak ediyordum artık. ışık hızında arkama döndüm.

"selam kanka"
"sen miydin hay allah cezanı vermesin ödümü sıçırttın it oğlu it!" dedim. ehehe diye güldü sanki. surat ifadesine çarptımının hayvanı. diğer ihtimallere göre devekuşu daha bi kabul edilebilirdi. birlikte iş hanına kadar yürüdük. ofise de birlikte girecez heralde dedim içimden. neyse ki hanın kapısında ayrıldık. yarım saat kadar geç kalmıştım ve inanır mısınız zerre sikimde değildi. asansörden inerken ağzıma sigaramı yerleştirdim. ofisin kapısını çaldım, x hanım açtı. 

-osman nerdesin sen!?
-burdayım.
-offf onu demiyorum baskıda bin tane hata çıkmış çabuk gel düzelt şunları adamlar bekliyo.
-çay var mı?
-mutfakta poşet çay var ordan koy kendin.
-...

çaycı kadının işi bırakması kötü olmuştu. bilgisayarın on/off tuşuna basıp mutfağa gittim. ketılda sıcak su varmış allahtan. çayımı hazırlayıp odama geçerken duvardaki aynada şöle bi kendime baktım. "hmm.. çok da fena değil aslında." derken ağzımda kımıl kımıl sallanan mor solucanı farkettim. ANANISKYM! diye irkilerek tükürdüm solucanı. kaynar çayı elime üstüme başıma döktüm. solucanı ezerken x hanım geldi. 

-noluyo osman? 
-yok bişey çay döktüm üstüme.
-dolabın arkasında paspas var onla siliver döktüğün yerleri.
-tamam.

yanan elimi soğuk suya tuttum biraz. sonra da çay döktüğüm yerleri alelacele paspasladım. kafamı sikeyim düşünme. düşünme! hayır öyle bişey olmadı. olduysa da midem çürümüştü artık. solucanın biri yemek borumdan tırmanıp ağzımdan sarkmıştı. tek açıklaması bu olabilir. ne bulursam yediğim için hep derlerdi çöplük gibi miden var lan diye. demek doğruymuş çeşitli tenya ve bağırsak parazitleri vücudumu ele geçirmişti. doktora gitmem lazım. midem.. midem harç makinasıyla karıştırılıyo sanki. lifler, bağırsaklar, iç organlar halat gibi gerilerek birbirine dolanıyorrrööğeağğööögjjhhh...

klozetten kafamı kaldırıp hayvan gibi suratımı yıkamaya başladım. ne çıkardığıma bakmaya korkuyordum. yüzünü yıka, suyu  yüzüne çarpa çarpa yıka evet iyi geliyor. sifonu çekip dışarı çıktım. x hanım'ın odasından 

-sen napıyosun oralarda!?
-midem biraz kötü
-e hadi ama adamlar baskıyı durdurmuş bekliyolar dedim sana.
-peki hemen başlıyorum afedersiniz.
-ben çıkıyorum geldiğimde bitmiş olsun.
-bitecek merak etmeyin.

grafik programlarını açıp hataları eksikleri aramaya başladım. "peki ya midem nolcaktı? elim de fena yanmış kıpkırmızı olmuş lan kezzap yemiş gibi. gözüme yine o böceklerden takıldı bak. kaçma soktumun böceği. windows pencereleri, hatalar nerde? bulamıyorum. bağırsak parazitleri, elim yanıyo. logo, font, image, saturation, tenya, sigara, eksikler nerde? baskıyı durdurmuş bekliyolar..çay, elimi bi daha suya tutayım. elimin yanık kısmında ufak kurtçuklar vöcür vöcür oynaşıyolar. ananısikeyim! allahım yardım et! doktor! n..nnefes alamıyorum. küçükken astımlıydım. hava lazım biraz temiz hava boğuluyorum! sadece 1 ciğer dolusu taze soğuk hava...

kendime geldiğimde yakamı bağrımı yırtmış halde deri kanepeye yayılmış oturuyordum. x hanım gittiği yerden çabuk dönmüş, pencereyi açıp hayatımı kurtarmıştı. sonra da beni buraya oturtmuş olmalı. çok soğumuş ama burası üşüdüm. terim de donmuş buz gibi  olmuş. saçlarım da ıslaktı zaten hasta olucam. kapat artık şu camı lütfen donuyorum! bak yine başladı nöbet. binlerce yarasa doldu içeri sanki yalvarırım kapat şunu! pencere gıcırdayarak kapandı. herşey normale döndü. kafamı gömdüğüm yerden çıkarıp kurtarıcıma teşekkür etmek için gözlerimi açtım ve...




onu gördüm. karşımda duran şirinliğin sembolü pembe tavşanla merhabalaştık. ona sarılmak istedim. ayağa kalktım, tökezleyip ayaklarının dibine düştüm. dizlerine sarılıp ağlamaya başladım. o da geçti artık geçti diyerek saçlarımı okşuyordu. "ben burdayım herşey düzelicek birazdan geçti artık ağlama."

-adın ne senin? jack mi chuck mı?
-dandik amerikan filmlerinde değiliz osman ^^
-ehehe tamam söyle hadi adını
-pembe tavşan diyebilirsin bana.
-peki. bi de senin beyaz olman gerekmez mi? neden pembe?
-sen istediğin için pembe ^^ neyse konuşup yorma kendini şimdi  kalkıp gidicez burdan güvenli biyere. tut elimi. elimi uzatıp pembe tavşandan destek alarak ayağa kalktım. "beni takip et" dedi. pembe tavşan önde, ben arkada ofisten çıktık. asansöre binip 12. kata çıktık. tam 13. kata gelirken tavşan stop düğmesine bastı. 

-noluyo pembe tavşan?
-hemen geliyom ben bekle burda.

tavşan kapının içinden geçip yok oldu. birkaç saniye sonra asansörün ışığı kapandı. yere oturup köşeye büzüştüm. gölgelerin içinde beliren gözler kötü kötü bakıyorlardı. kulaklarımda binlerce insan aynı anda çığlığı bastı. kulaklarımı tıkıyorum kafamı deli gibi sallıyorum ama çığlıklar kulaklarımda değil ki kafamın içinde! asansör kabinin tavanı ve duvarlarından yavaşça akmaya başladı delilik. kaçıcak delik arıyordum ama yok yok! kapıyı, duvarları ellerim parçalanana kadar yumrukladım bi faydası yoktu. gerçekliğin duvarını delemiyordum bi türlü. oysa ki tavşan hop diye geçivermişti kapının içinden. tavşan yapabiliyorsa ben de yaparım! gölgeler balçık gibi her yanımı kaplamıştı artık bir süre daha ümitsizce mücadele ettim. balçıklar ağzımdan burnumdan kulaklarımdan götümden heryerimden doldu vücuduma. boğulurken bir ışık belirdi karanlıkta. ışığa doğru yüzdüm, evet o ışık benim kurtuluşumdu, kişisel bir aydınlanmaydı bu. tren farı değildi kesinlikle çünkü kafamdaki beyin kanatan çığlıklar şarkı sesine dönüşüyordu... tanrının bin tane kutlu meleği masumiyet şarkıları söylüyorlardı. gözyaşları içinde gülümseyerek kapının içinden geçtim.

pembe tavşan öss'ye giren evladını bekler gibi telaşlı bekliyordu merdivenlerde. kocaman gözlerine baktım, şefkatle ışıl ışıl parlıyorlardı. sarıldık sıkı sıkı teletabiler gibi.

-pembe tavşan, seni o kadar çok seviyorum ki... benim en iyi arkadaşım olur musun?
-ben senin en iyi arkadaşınım zaten osman ^^ hadi gidelim.
-gidelim amk! ^^
-bi dakka bi dakka bi dakka! ben de tavşan olmak istiyorum!
-hmm... ozaman üstündeki aptal insan kostümünü çıkar.
-tamam! ^^

çenemden tutup yırtarak çıktım aptal insan kostümünden. gün ışığında parlayan muhteşem tüylerime baktım.

-bu harika!
-hadi go go go! dedi tavşan.

el ele tutuşarak dondurma kaydıraklardan kayarak aşağıya indik. devekuşu da aşağıda bizi bekliyormuş meğer. onu da aramıza alıp dev pamuk tarlalarından koşa koşa geçtik. peşimize kötü kalpli iblisler takıldı ama biz hepsinden hızlıydık çünkü tavşandık biz. çokomel tepeleri aşıp kremalı puding denizine ulaştık. saatlerce yüzdük, yüzdük... hiç bu kadar eğlenmemiştim. bu kesinlikle hayatımın en güzel günü olmalıydı!

"kremalı puding denizinde saatlerce yüzdük."

o kadar çok eğlendim ki nasıl yorulmuşum anlatamam. pembe tavşana sarılıp uzandım pudingin içinde. gözlerim kapanıyordu artık. tavşanın kürkü sıcacıktı. tavşan "hadi uyu artık kaç saat oldu uyanıksın" dedi ve saçlarımı okşamaya başladı. iyice mayıştım. göz kapaklarım 16 ton olmalıydı artık kaldıramıyordum. daha çok eğlenmek, şımarmak, daha fazla şımarmak, eşşeğin amına kova kova su kaçırmak istiyordum ama ne yazık ki çocuklar için uyku vaktiymiş. gözlerim kapanırken son gördüğüm şey, kötü kalpli iblislerin korsan gemisi oldu. iblisler gemiden inip bana doğru gelmeye başladılar. "gelsinler nolcak ki pembe tavşan beni korur o benim en iyi arkadaşım" derken gözlerim kapandı. uzun, rüyasız, karanlık bir uykuya daldım.







12 yorum:

  1. bi kere de mutlu sonla bitsin panpa göt verecem göt!

    YanıtlaSil
  2. vay amk yaşamış kadar oldum

    YanıtlaSil
  3. beklediğime değdi panpa eline sağlık

    YanıtlaSil
  4. inboxta gördüğüm gibi direk okudum panpa çok iyi işlemişsin delirme temasını. beyaz tavşan ve tavşan deliği (senin hikayede asansör) klasik temalar olsa da uygulama gayet başarılı 10 üzerinden 8.75 verdim. senden daha yaratıcı bi final beklerdim ordan kırdım puanı.

    YanıtlaSil
  5. okurken elim ayağım titreti panpa şuku

    YanıtlaSil
  6. yalanına sokuyum piç. delirdiysen nası yazdın bunları

    YanıtlaSil
  7. taşş gibi final çok iyi be şukular feda

    YanıtlaSil
  8. içim buruldu be :( hastaneden nezaman çıktın tedavi sürecini falan da anlatsana panpa

    YanıtlaSil
  9. killahakangozlukleri26 Kasım 2011 01:37

    güzeldi panpa yenilerini bekliyoruz

    YanıtlaSil
  10. çokmel tepeler rüyama girdi XD

    YanıtlaSil
  11. gün doğarken ardından tepelerin amk tüm telatabilerin :D

    YanıtlaSil