18 Ekim 2011 Salı

the kaşağı reloaded

ahırın avlusunda çalışırken aşağıda, gümüş söğütler altında görünmeyen derenin hüzünlü şırıltısını işitirdik. evimiz iç çitin büyük kestane ağaçları arkasında kaybolmuş gibiydi. annem, istanbul’a gittiği için benden 3 yaş küçük olan kardeşim osman'la artık dadaruh’un yanından hiç ayrılmıyorduk. bu, babamın seyisi, yaşlı bir adamdı. babamın kuralları ağırdı. sabahleyin kargalar bokunu yemeden uyanıp ahıra gidiyorduk akşam ezanına kadar köpek gibi çalışıyorduk. yine de en sevdiğimiz şey atlardı. dadaruh’la birlikte onları suya götürmek, çıplak sırtlarına binmek, ne doyulmaz bir zevkti. sonradan -dadaruh ibnesi sağolsun- eşşeklere binmenin(!) zevkini de tadıcaktım ama henüz bunun için erkendi. osman korkar, yalnız binemezdi dadaruh onu kendi önüne alırdı. bu yüzden sayısız kez kavga ettim sapık orospuçocuğuyla. neyse efendim; torbalara arpa koymak, yemliklere ot doldurmak, bok temizlemek falan artık çekilemez hale gelmişti anlıycağınız. hele tımar... neffffret ederdim tımardan aq! o piç bunak dadaruh atın arkasına geçip eline kaşağıyı alıp işe başladı mı, tıkı… tık… tıkı… tık… tıpkı bir saat gibi kafa sikici sesler çıkarırdı. kulaklarımı tırmalardı şerefsizim. kardeşim osman dayanamaz,
- ben de yapacağım! diye tuttururdu.
o vakit dadaruh, osman'ı tosun’un sırtına kor, eline kaşağıyı verir,
- al yap mına kii! derdi.
osman bu demir gereci hayvanın üstüne sürter, ama o ahenkli tıkırtıyı çıkaramazdı. (çünkü dadaruh'un sırrı bambaşkaydı)
- kuyruğunu sallıyor mu?
- sallamıyor
- bi daha bak bakalım.
eğilirdim, uzanırdım  atın sağrısından kol gibi bi şey görünürdü. osman'a söyleyemezdim.

***

her sabah ahıra gelir gelmez osman,
- tamer abi, tımarı ben yapacağım! diye tutturur cinlerimi tepeme toplardı.
- yapamazsın.
- niçin?
- daha küçüksün de ondan…
- yapacağım.
- büyü de öyle.
- ne zaman?
- boyun at yarr.. ee şey, at kadar olduğunda…

tımar işi başladı mı ben bi bahane bulur işi eker eve kaçardım. hizmetçimiz pervin'i bi köşede denk getirmeye uğraşırdım ama bir türlü beceremezdim. bizim saf osman da ahır işlerinde yalnız tımarı beceremiyordu. boyu atın karnına bile varmıyordu. oysa en keyifli, en eğlenceli şey buydu ona göre. ne anlardı bu işten bi türlü kafam almazdı aq.  dadaruh tımara başladı mı sanki kaşağının düzenli tıkırtısı tosun’un hoşuna gidiyor, kulaklarını kısıyor, kuyruğunu kocaman bir püskül gibi sallıyordu. tam tımar biteceğine yakın huysuzlanır, o zaman dadaruh, “ANANI SİKERİM SENİN!” diye sağrısına bir tokat indirir, sonra öteki atları tımara (zikmeye) başlardı. 

osman'ın bilmediği sır buydu işte...

***
Bir gün babam çıktıktan sonra "sikerim ahırını da kısrağını da! gitmiyorum ben bu gün" diye kendi çapımda isyan bayrağı açtım. osman’la dadaruh ahıra inmişlerdi. içimde bir yiyişme hırsı uyandı. pervin'i aradım, bulamadım. bahçenin köşesinde penceresiz küçük bir odası vardı. sessizce buraya girdim pervin uyuyordu. yorganı kaldırıp usulca yanına kıvrıldım. gecelliğini yukarı doğru sıvayıp ufaktan kaynamaya başladım. o sırada uyandı, "napıyoossyyonnmmhmh" diye bi ses çıkarabildi çünkü dudaklarına yapışmıştım. kevaşenin de hoşuna gitti he. "allaaaaa" dedim oldu bu iş! iyicene yumuldum. yorganın altında ısı 180 santigrat dereceyi bulmuştu. derken "ÇOTRAKK" diye kapı açıldı. "hass.." demeye kalmadan ölü taklidi yaptım hemen. korkudan nefes bile almıyordum. gelen babam olmalıydı ve ben yarra yemiştim sayın okurlar. (annem tarafından) bu tür baskınlara alışkın olan pervin  uyumuş numarası çekiyordu. odadan takır tukur sesler geliyordu. yorganı aralayıp gelen kimmiş diye baktım. derin bir oohhhşşş çektim. bizim osmancık götü yanmış pire gibi harıl harıl bişeyler aranıyordu. "osman yalvarırım siktir git artık hadi abisi.. karı soğudu hadi" diye içimden geçirirken sonunda sandığın içinden küçük bi kutu çıkardı. içinden parıl parıl parlayan bişeyi cebine atıp siktir oldu gitti. pervin de beni siktirledi odasından. yarım kalan işi tamamlamak için tuvalete koştum. 

***
dur lan yıldız koyma hemen piç! wc'de işim bittikten sonra hemen evin terasına koştum. osman piçinin bişeyler karıştırdığından %100 emindim. yukarıdan ahırı izleyecek ve neler döndüğünü öğrenicektim. koy şimdi yıldızını.
***
osman ahırda volta atıyordu. bu hayra alamet değildi. dadaruh atlardan bazılarını dere kenarında sulamak bahanesiyle yanına alarak ahırdan çıktı. osman'ın beklediği fırsat buydu. cebinden o parıldayan şeyi çıkardı. bu, annemin bir hafta önce istanbul’dan gönderdiği armağanlar içinden çıkan gümüş kaşağı olmalıydı. osman elindeki aleti iyice inceledikten sonra tosun'un yanına koştu. karnına sürtmek istedi ama hayvan rahat durmuyordu. acıtıyor olmalıydı.

gümüş gibi parlayan bu güzel kaşağının dişlerine baktım. çok keskin, çok sivriydi 2. kattan bile iğne gibi uçları farkediliyordu birinin bitarafına batsa mazallah kevgire çevirir. lan pervinin üstünde mi kullansam bunu fetiş aleti olarak ehehe neyse bizim osman kaşağıyı duvarın taşlarına sürtmeye başladı. "napıyo bu amk liselisi" diye düşünürken aletin ucunu biraz köreltmek istediği aklıma geldi. dişleri bozulunca yeniden hayvanın üstünde denedi. yine atların hiçbiri durmuyordu. osman sinirlendi. "TE AMINA KOYİİM BÖLE İŞİN" diyerek kaşağıyı yere fırlattı, üstünde tepinmeye başladı. öfkesi dinmemişti. on adım ilerdeki çeşmeye doğru koştu. kaşağıyı yalağın taşına koydu. yerden kaldırabildiği en ağır bir taş bularak üstüne hızlı hızlı indirmeye başladı. ecdadının kiniyle vuruyordu it sıpası. istanbul’dan gelen, üstelik dadaruh’un kullanmaya kıyamadığı bu güzel kaşağıyı ezdi, parçaladı, tabiri caizse anasını sikti.  sonra da yalağın içine attı. iyi dedim ben de tımar işinden kurtulduk aq.

***
babam,  her sabah dışarıya gitmeden önce pervin'in yanına uğrar 1 posta atar sonra ahıra gider, öteye beriye bakardı. ben o gün yine evde yalnızdım. tahmin ettiğiniz gibi, "babam gitsin de pervin'i kıstırayım"ın derdindeydim. babamın gidişini dört gözle beklediğimden pencereyi açtım, güneşlik perdeyi açıp tülün arkasından ahırı izlemeye başladım.  babam sağa sola bakarken yalağın içinde kırılmış kaşağıyı gördü; dadaruh’a haykırdı:

- gel buraya o.ç!

soluğum kesilecekti, bilmem neden, çok korkmuştum. dadaruh şaşırdı, kırılmış kaşağı ortaya çıkınca, babam bunu kimin yaptığını sordu. dadaruh,
- bilmiyorum, dedi.
- bilsen şaşarım zaten aqmun bunağı! diye cevapladı babam.
babamın gözleri osman'a döndü, daha bir şey sormadan osman atıldı.
- tamer abim! dedi.
- tamer mi?
- evet, dün pervin uyurken odasına girdi. sandıktan aldı. sonra yalağın taşında ezdi. bilirsin kaşağı işinden nefret eder. iş buyurmayalım diye kırdı cânım aleti.
- niye pervin'e haber vermedin?
- uyuyodu.
- çağır bakalım şu iti.

vay göööt.. sinirden elim ayağım titriyordu. "gelsin de ilk dayağı benden yesin üstüne bi de babam dövsün piçi." yumruklarımı sıkmış kapının önünde bekliyordum. kapı çaldı, açtım. piç osman sanki bişeyden haberi yokmuş gibi bi tavır takınmış; nefes nefese,

- aabi, baam seni çaarıyo.
- niye len? nolmuş?
- bilmem, gidince görürsün.
- ulan piç kurusu sen büyüdün de abini mi kerizliyosun!? dün pervin'in odasından alıp dadaruh atları suya götürünce çeşme başında kırmadın mı kaşağıyı it!?
- aa... ehm.. taam öle oldu da, pervin de odasında yalnız değildi.
- ... kim vardı ki?
- sen daha iyi bilirsin abicim. ya suçumu üstlenirsin ya da babam seni üstlenir zaaaa xD
- ulan bunların hesabını soracam sana.
- hadi koş baam bekliyo. küplere binmiştir şimdi. 

osman ahıra doğru koştu, ben de arkasından gittim. babam sinirden pancar gibi olmuştu. mizaç olarak da pek sertti. bir bakışından ödümüz kopardı. bana dedi ki:
- eğer yalan söylersen seni döverim! (babam yalandan ve yalancılardan nefret ederdi)
- söylemem.
- pekâlâ, bu kaşağıyı niye kırdın?
dadaruh'un elinde duran alete baktım, "tımar işini sevmiyorum o yüzden kırdım." diyecektim ama babam yalan konusunda uyarmıştı. bi şekilde benim kırmadığım ortaya çıkarsa babam beni de silebilirdi. osman'ı da ele veremezdim. çok şey biliyordu. babam pervin'i sıkıştırdığımı duysa o kaşağıyı enlemesine götüme sokardı. hem osman zayıftı. şimdi babamdan dayak yese bi daha kendine gelemezdi. ona da gönlüm el vermedi. yine de yalan söylemeyecektim.
- ben kırmadım, dedim.
- yalan söyleme diyorum.
- ben kırmadım!
- doğru söyle, darılmayacağım. yalan çok kötüdür, dedi. ben de inkarımda direndim. babam öfkelendi. üzerime yürüdü “UTANMAZ YALANCI!” diye suratıma bir tokat indirdi. at boklarının içine doğru düştüm. kendime gelip kafamı kaldırabildiğimde babam arkasını dönmüş gidiyordu. "dur baba" dedim, "gerçeği söyleyeceğim." babam yeşilçamvâri dramatik bi dönüş yaptı. "seni dinliyorum."

"sinirin geçtiğine göre osman'a dokunmazsın herhalde. çünkü kaşağıyı osman kırdı ama lütfen dövme onu baba. dayanamaz o. benden çıkar hıncını." osman gözleri dolu bir şekilde sessizce izlemişti bütün olayı. it gibi tırstığı belliydi. babamın gözleri tekrar alevlendi. bakışları osman'ın üzerinde odaklandı. bir açıklama yapmasını bekliyordu. osman titredi, ağzını açtı, söyleyecek bir şey bulamadı. "abim de pervin'i zikiyo" deyiverdi.

kan beynine sıçradı babamın. göz bebekleri yok oldu. yüzünün rengi gül kırmızısına döndü. burnundan derin bir nefes çekti (bu onun savaş narasıydı). tam saldırmak üzereyken yattığım yerden ayağa kalkıp, "baba pervin'i sen de zikiyosun. bunu annemin duyması pek hoş olmaz değil mi? yarın geliyo istanbul'dan biliyosun." dedim. babam 220 km/s hızla giderken 5. vitesten 1. vitese takılmış bi araba gibi tepki verdi. ne yalan söylim içimden güldüm. babamın yine de o hıncı birinden çıkarması lazımdı. osman her şeye rağmen gümüş kaşağıyı kırmıştı ve suçluydu. babam osman'ın üzerine yürürken son kozumu da oynadım.

"baba.. bu ipne dadaruh da erkek/dişi demeden bütün atları zikiyo haberin olsun."

***

dadaruh'u babamın elinden zor aldık. o akşam pılını pırtısını eline verip çiftlikten siktirledi babam. ertesi gün sabahtan annem geldi. annem, babam osman ben ve pervin köşkün salonunda kahvaltı ederken annem sordu:
-ya eve girerken çeşme başında gümüş kaşağıyı gördüm. kırıp atmışlar oraya kim yaptı onu?

babam osman ve ben birbirimize baktık. içimizde yalandan en çok tiksinen adam soruyu cevapladı:

" aptal dadaruh atlara ezdirmiş, kovdum onu" 

lafını bitirdikten sonra dudakları keyifle kıvrıldı. ya da sadece bana öyle geldi. her neyse, ben de keyiflendim. çaktırmadan pervinin kıçından bi makas aldım. çayımı fondipleyip bi duble daha istedim.


13 yorum:

  1. - boyun at yarr.. ee şey, at kadar olduğunda…

    ahahahhah . çok bekledim ama beklediğime değdi. inbox ta görünce keyfim yerine geldi. çok güzel yazıyosun bekliyorum devamını panpa

    YanıtlaSil
  2. bu gün beni güldüren tek şey oldu bu. eline sağlık panpa

    YanıtlaSil
  3. güldüm panpa :) kalemine kuvvet

    YanıtlaSil
  4. Panpa aynen devam, Kemalettin Tugcu picine de el at.

    YanıtlaSil
  5. yaz lan piç güzel oluyor.

    YanıtlaSil
  6. ccc pervin ccc

    YanıtlaSil
  7. nefis cover olmuş sana puanım dohuz karşim.

    YanıtlaSil
  8. kardesım ellerıne saglık faceden grup ac onuda ekleyelım cok yetenklısın

    YanıtlaSil
  9. pervinli sahnede bildiğin sikim kalktı amk

    YanıtlaSil
  10. abimde pervini zikiyo zuhahha :D

    YanıtlaSil