Kayıtlar

2011 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

yılbaşı özel - sümüklü piçin dramı

Resim
her gün kahvaltıdan sonra annem bizi işe gönderir gibi sokağa postalardı (çocukların sokaklarda oynadığı zamanlar da oldu evet). evin bahçesinde böcek toplamak, çamurdan kanallar yapıp içini suyla doldurup kağıttan gemiler yüzdürmek, kedi, köpek, kaplumbağa ve türlü hayvana sevme kisvesi altında eziyet etmek, su savaşı, taş savaşı vs. en sevdiğimiz işlerdi. sonradan müptelası olacağımız atari salonlarıyla henüz tanışmamıştık.  bilgisayar oyunu desen, evinde bilgisayar olan bir kişi vardı sadece mahallemizde. onun da o kadar hava atmasına rağmen zamanın şartları mayın tarlası ve volfied haricinde bişey oynamasına imkan vermiyordu. internetin adını bile duymamıştık ve böylesi çok çok daha iyiydi emin olun.
bahçede sıkılınca kale'ye giderdik. kale, beton surlardan oluşan mahallemizin ortasındaki tek düzlük olan parka verdiğimiz isimdi. orda da mahalleden diğer piçlerle daha kurumsal oyunlar oynardık. misket, taso, futbolcu kartı gibi ütmeli-kaçmalı oyunlar. bu tür oyunlarda kral bendi…

gündemin nabzı

Resim
selam beyler.
bikaç gündür sayfaya yazmayı aksattım ama merak etmeyin aralık ayını da 4 gönderiyle bitiricez. haftada bir düzenli yazmışım gibi olcak yani. bu yazıyı da hikayeleri neden geciktirdiğimin mazeretlerini sıralamak için değil, gündem hakkında 3-5 bişey söylemek için yazıyorum. zaten zamanı 3 ekim'e geri alırsak, blogu asıl açma amacımın öykü yazmaktan ziyade gündemle ilgili çıkarımlar yapmak olduğunu görürsünüz. eh, zamanla gerek sizin, gerek bizin şeyetmesiyle böyle götten sallama öykücülüğü formatını yakaladık. zaten bişeyin oluşumundaki ortam çok önemli. mesela yemek tarifi blogu aççak olsam şu an yemek tarifi yazıyor olurdum. ya da bilişimle ilgili bişey olsa bilişim dünyasından haberler vesaire ile ilgili çerçeve içerisinde takılırdım. bu sayfanın durumu farklı oldu biraz. oturun da anlatayım piçler.
şu blog muhabbeti neymiş lan yıllardır internet kullanıyoruz her türlü boku püsürü kurcaladık blog işine hala fransızız diye düşünerekten bi google hesabı aldım önce. he…

süper güç anket sonuçları değerlendirmesi

Resim
316 katılımcının kıyasıya mücadele ettiği süper güçler anketinde geri sayım sürecine girilirken nefesler tutulmuş durumda sevgili okurlar. kazanan ekiplere sabun seti.. şaka lan şaka az önce kapattım anketi :) ne bok olduğunuzu öğrenmek istiyorsanız sabredin, verdiğiniz cevaba göre geniş karakter analiziniz aşağılarda biyerlerde yazmakta. cevap hakkını kullanamayan zavallılar, siz yazının devamınını okumadan siktirip gidebilirsiniz.

teşekkürler, kalan yiğitlerle devam ediyoruz.
evet genşler, bu anketi en sevdiğiniz pokemonu bulmak için hazırlamadım. yukarda da belirttiğim gibi, amaç kişilik analiziydi (ben denedim %100 çalışıyor). siz de kişiliğinizi ele veren eğlenceli cevaplara tıkladınız nitekim. neden 316 kişi peki? hemen açıklıyorum burası çok önemli  316 sayısı antik yunan matematikçilerine göre pi (π) sayısının optimize.. bak hala okuyo ya :) yok öle bişey evladım. yuvarlak bi sayıda kapatıcaktım anketi ama bi türlü denk getiremedim. neyse o pek önemli değil zaten 300+ katılımcı …

yabancılarla konuşma - bölüm I

Resim
hafta içi iş çıkışları uğradığım bi bar vardı. bostanlı'da kamil's diye bi mekan. sessiz sakin biyer. müşterileri de o civarın sakinleri genelde. arıza çıkarcak pek tip çıkmaz yani. country, blues, soft jazz falan çalıyo. entel o.ç demeyin hemen beyler, ne çaldığı pek de umrumda değildi. benim için buraası işyeri gürültüsünden evdeki ölüm sessizliğine geçişteki ara formuydu sadece. iş çıkışları rahatlatıcı bişeyler içmek, bar ahalisinden birkaç kişiyle yüzeysel sohbetler etmek, 1-2 el bilardo oynamak, ara sıra kafayı çevirip haber bültenine bakmak, bi dergi, kitap bişeyler karıştırmak falan hoşuma gidiyordu. sosyalleşme ihtiyacımı da bu şekilde gideriyordum. evde yaptığım tek şey fast foodumu yiyip pc karşısında çürümekti. yaşıtlarım evlenip çoluk çocuğa karışırken ben küllükleri mc donalds patatesleri gibi izmaritlerle dolduruyordum. arayanım soranım bekleyenim yoktu. yine de hayat bana güzeldi. kimseye hesap vermiyordum. yalnızlık özgürlüktür.

o akşam yine elimde laptopumla g…

uçuş 666

Resim
ölümden sonra ebedi bir hayat var mı? bir çoğumuzun kafasını kurcalayan bu sorunun mutlak bir cevabı yok malesef. hepimiz inanmak istediğimize inanıp o yolda tüketiyoruz hayatlarımızı. sonunda da bilinmezliğe doğru bir yolculuğa çıkıyoruz tek başımıza. yaptığımız iyilik ve kötülüklerin hesaba çekileceği  tek bir gün. eğer varsa, o gün geldiğinde ne bok yiycez?
ortalama insan ömrü 65 yıl desek; sonsuzun yanında 65in bir değeri var mı? hadi 65 değil de bir milyon yıl ömrümüz olsun. sonsuzun yanında tüm sayıların değeri sıfırdır. bu durumda yapılması gereken en mantıklı şey, herşeyi bırakıp öteki taraf için çalışmaktır. peki ya sonraki hayat yoksa? kurduğumuz denkleme göre ortalama 65 yıl ömrümüzün de bir değeri yok demektir. hayvan gibi ölüp gitmek için 65 yıl yaşıcağıma dünyaya gururla sırtımı dönerim daha iyi. evet, karar verdim. tanrının olmadığını anladığım gün anlamsız yaşamıma son vericem.
***
daha önce başarısız birkaç intihar girişimim olmuştu. "ölemedim. o kadar zavalııyım ki…

96. saat - bölüm III

Resim
(hikayenin ilk bölümlerini okumayanlar bu linklere bastılar. siz de hikayeyi piç etmek istemiyorsanız içeri buyrun)
http://maskelimanyak.blogspot.com/2011/10/96-saat-bolum-i.html
http://maskelimanyak.blogspot.com/2011/11/96-saat-bolum-ii.html

kapıyı hışımla açıp dışarı çıktım. hava buz gibiydi. kar yağışı da inceden başlamıştı. kodumun deve kuşunu ne siz sorun ne ben söyliyim. göz göze gelmemek için hızlıca çıkıp burnumun dikine yürümeye başlamıştım. yine de yakalanmıştım anlaşılan. arkamdan gelen pıtı pıtı ayak sesleri ona ait olmalıydı. ben durunca duruyor, yürümeye başlayınca tekrar ayak sesleri gelmeye başlıyordu. dönmicem olm arkamı bakmıcam o aptal suratına diye geçirdim içimden. işin garip yanı, sokaktaki insanlar hiç şaşırmıyolardı peşimde yürüyen devekuşuna. lan yoksa devekuşu değil de cin şeytan iblis miblis olmasın lan! görünmez adam falan!!! arkamdakini iyice merak ediyordum artık. ışık hızında arkama döndüm.
"sen miydin hay allah cezanı vermesin ödümü sıçırttın it oğlu i…

metro deliği

Resim
seni istisnasız her gün görüyorum. günde 10 saniye, iyi ihtimal 12 saniye. seni gördüğüm zaman adımlarımı yavaşlatıyorum. daha çok görebilmek için.
5 saniye sabah 5 saniye akşam... ben caddeden metroya doğru yürürken sen metrodan sanayi mahallesi/4. levent tarafına doğru yürüyorsun. bakıyorsun yüzüme, gözlerime bakıyorsun. ne bir umut veriyorsun ne bir şüphe. ne gülümsüyorsun ne bir sinir. o hırçın güzelliğin hep mi üzerinde?
o kadar zarifsin ki adım atmıyor, süzülerek ilerliyorsun. böyle bir melaikenin metrolarda, otobüslerde ne işi var allahım diyorum. keşke hesabını bilmediğim kadar çok param olsaydı da seni evinden arabamla, helikopterimle, ne bileyim füzemle falan alabilseydim. belki de yazgımız bu metro istasyonunda çözülecek diye düşünüyorum...


***
artık o caddede senle karşılaşmak hayatımın bir parçası oldu. aslına bakarsan hayatımın anlamlı olan tek parçası oldu diyelim. o güzel yüzünü gün boyunca hatırımdan çıkarmıyorum. metroda, işte, bütün insanların yüzünde seni arıyorum. evi…

96. saat - bölüm II

Resim
(hikayenin ilk bölümünü okumayanlar bu linke bastılar. siz de hikayeyi piç etmek istemiyorsanız içeri buyrun: http://maskelimanyak.blogspot.com/2011/10/96-saat-bolum-i.html )
ofiste işim bitmişti ama eve gitmek istemiyordum. evde uyuma riski vardı hem de yalnız kalmak daha keyifliydi. ofis sessiz sakin, sıcak ve rahattı. tek şikayetim dayanılmaz baş ve göz ağrılarıydı. sanırım baş ağrısının sebebi de göz ağrısıydı. 70 küsür saattir dinlenmeden çalışmıştı gözlerim. pc başından nadiren kalktığım da göz önüne alınırsa adeta anası sikilmişti gözlerimin. uyuyakalırım korkusuyla 5-10dk bile olsa göz dinlendirme yapmamıştım. cayır cayır yanıyordu gözler. göz altı torbalarım çuvallarım kafam kadar şişmiş, gözlerim kanlanıp yuvalarından fırlamıştı. mümkün olduğunca aynalardan uzak durmaya çalışıyordum. geleceği gösteren kahinlerin küreleri olur ya hani moruk; aynı hesap, aynaya bakınca 20 sene sonraki halimi görüyordum. bu bitkin görüntüm zaten harap olmuş psikolojik durumumu da daha beter bozuy…

96. saat - bölüm I

Resim
iki gündür uyumamıştım. hazır iki günü uykusuz geçirmişken iki gün daha katlanırım diye düşündüm. bunun iki sebebi vardı. birincisi, uykusuzluk kafasıydı.
her türlü kafa yapıcı maddeyi denemiş, bu konuda ihtisas yapmış birisi olarak söylüyorum; hiçbir uyuşturucu maddenin verdiği kafa uykusuzluk kafasıyla bir değildir. neden mi? sağlık açısından ele alırsak; vücuda giren zararlı bir madde, kimyasal yok tamamen temiz hem de ekonomik. bedava amk daha ne olsun. keşlerin2.5 liralık köpek öldüren şaraplarda ya da ot-bok tarzı soluma yoluyla alınan maddelerde aradığı kafanın katbekat fazlasını yaşatır ama çoğu kimse bunu bilmez. bilse de dayanamaz sızar kalırlar biyerlerde. şimdi bunları okurken içinden hassiktir ordan diyenler olmuştur muhtemelen. inanmayan denesin moruk. daha önce bahsettiğim gibi, denemesi bedava. 96+ saat ayık kalabilcek götünüz varsa tabi.
ikinci sebebe gelince, nerde okudum ya da duydum kesinlikle hatırlamıyorum, uykusuzlukta 96 saati aştıktan sonra halüsinasyonların baş…