Kayıtlar

shift+del

Resim
öldüğün gece arabanla evine dönüyordun. alkolün yol açtığı sıradan bir trafik kazası gibi görünse de, yine de can kaybına sebep olmuştu. senin canının kaybına. ölümün acısız oldu diyebilirim. camdan fırlamadan önce kafanı çok sert bir şekilde direksiyona çarptın ve bilincini -bir daha geri dönmemek üzere- kaybettin. sağlık ekipleri seni kurtarmak için ellerinden geleni yaptılar ama nafileydi. oraya vardıklarında sen çoktan ölmüştün ve böylesi senin için daya iyi oldu emin ol. vücudun tamamen harap olmuştu. hayatının geri kalanını işlevsiz bir et/kemik yığını olarak geçirmek istemezdin biliyorum. işte benimle böyle karışlaştın osman.
"ne? nerdeyim ben?" diye sordun. 

"öldün osman" diye cevapladım. laf salatası yapmanın manası yok. "karşıdan gelen bir kamyon vardı... ben direksiyon hakimiyetini yitirmiştim..." "evet" dedim. "n... ne yani? ö.. öldüm mü şimdi?" "aynen öyle. ama kendini suçlu hissetme. herkes ölür" dedim. etrafına şöyle …

şövalyenin düşüşü

Resim
gittin osman.
senden hiç hoşlanmadım. senden hep korktum. soğuk nevalenin tekiydin ama her nasılsa sana aşıktım. öte tarafa gittin. ben de tülün ardına. iş arkadaşlarının hepsi cenazene gelmişti. insanlar da senden hoşlanmazlardı değil mi? bunu daha önce fark etmemiştim. daire başkanı şükran sarper benimle sadaka verircesine konuştu. cenaze sonrası yemeği kaçıracağından korkuyordu sanki. o kadını hep kıskandım. aranızda bir şey oldu mu bilmiyorum ama o kadını kıskandım. müdür yardımcısı tamer bey de oradaydı. baş sağlığı dileyerek faturalarla baş edip edemediğimi sordu. bana karşı çok dostane davrandı. giderken elimi sıkıp bir ihtiyacım olursa aramamı söyledi. bunu söylerken bir an gülümsedi. elimi ise çok uzun süre tuttu. bu bir teklifti osman. evet, midem bulandı ve evet, ondan tiksiniyorum. ama dul kaldığında dünya bambaşka görünüyor. bir tülden geçip insanların sana farklı davrandığı bir yere geliyorsun. kötü bir yer. gittin osman. yalnız kaldım.

osman, olduğum yer soğuk, karanlık v…

kır zincirlerini

Resim
selam beyler,
aynı anda 2 farklı hikaye yazdığım için yazı biraz gecikti. daha da gecikecek. neden diye sorarsanız 1- finalleri bağlama konusunda sıkıntılarım var. 2- son yazılarımın cinsel içerikli olmasından rahatsız olanlar olmuş aranızda. oysa ki ben hep uyardım sizi "yazılar küfür, şiddet ve cinsellik içerir" diye. hoşunuza gitmiyosa okumayın. kimsenin kafasına silah, götüne yarak dayamıyorum. kaldı ki, hikayelerin içeriği, blogun formatı belli zaten. yeni bişey değil ki bu amk nerden baksan 2 yıl oldu sayfayı açalı. neyse ki maskeli abiniz gönül almasını bilir. ilk kez muhalif tarafımı bi kenara bırakarak eleştiriler doğrultusunda kendimi gözden geçirdim ve yanlışlarımı düzeltmeye karar verdim. madem ki rahatsız oldunuz; biraz cesurca bi hareket olacak ama, size ilk cinsel deneyimimi anlatacağım. koltukları dik konuma getirip kemerleri çözün


***
nerden baksan 10 yıl kadar önce öss'ye hazırlanıyordum. büyük sınava bir hafta kala dersanemiz moral gezisi yapmaya karar …

biraz da mitoloji: satir

Resim
peri kızları dere kenarında oynaşıyorlardı. birbirlerine su sıçratıyor, havadan daha hafif kahkahalar atıyorlardı. kimi çırılçıplaktı, kimi ipek beyaz kumaşlara sarınmıştı. bana kalırsa böylesi daha iyiydi. vücutlarına yapışan ve şeffaflaşan kumaşın altından belli belirsiz görünen pembe meme uçlarını izlemek çok zevkliydi. zaten doğam gereği hep ereksiyon halindeydim. bu mucizeler ve kutsallar zamanında ben yine lanetlenmiştim. üremek varlığımın amacı, tercih edilmemek ise kaderimdi. 7/24 kazık gibi bir aletle dolaşarak saplayacak delik bulamamak nedir bilir misiniz? o zamanlar elizabeth de icat edilmemişti. ihtiyacımı ağaç kovuklarında gidermeye çalışmaktan imanım gevremişti. o sert kabuklu ağaçlar yok mu... sikinizin kalemtıraşla hatır hutur açıldığını düşünün. o his, işte o his benim gerçeğimdi. 
oedipus'tan sonraki en istikrarlı kaybeden bendim. ben, babam, dedem, dedemin babası, dedemin dedesi... neticeyi bilsem de güdülerime hakim olmam imkansızdı. morarmış, zonklayan, devasa…

ıspanak soğuk yenen bir yemektir

Resim
selam piçler,
uzun zamandır yazmıyordum. bildiğiniz gibi kış ayları bende melankoli yapıyo fazlasıyla. ya yazmıyorum ya da yazdıklarımı sizle paylaşmıyorum "vay duygusal ibne" demeyin diye. doğanın kanunu işte, şubat ayının son günlerinde benim içime bi kıpırtı gelir, mart kedileri gibi zınn zınn zınn gezmeye başlarım. bi neşe bi keyif sormayın gitsin. şu an bu yazıyı okuyabiliyorsanız, bunu baharın gelişine borçlusunuz. lakin hikayemiz şubat ayının tam ortasına denk geliyor.
boğazıma kadar balçığa batmış gibi hissettiğim bir güne uyanmıştım yine. katran kıvamında bir kahve yapıp yaktım sigaramı. sikecem dedim bugün de dünün aynısı. iyisi mi dışarı çıkayım.
kahvaltımı yapıp 5 dakika bilgisayarın başına geçtim. her zamanki gibi yalnız geçirdiğim 14 şubat sevgililer günü'nün üzerinden birkaç gün geçmişti ve içim tarifsiz kin ve kıskançlıklarla doluydu. hiç biri gerçekte arkadaşım olmayan "dostlarım" sosyal medyada aşklarını ve mutluluklarını hunharca yüzüme vurmuştu…

geceyarısı ıkınmaları vol. 1

Resim
[anlatıcı: goku - http://vocaroo.com/i/s1FgtgvS221x]

hiç çalışmadan girdiğiniz sınav vardır ya hani boş kağıt size siz boş kağıda bakarsınız. işte aynen o durumdayım şu an. kafamda en ufak bi fikir bi vizyon yok ama açtık sayfayı yazıyoruz işte. kakan gelmeden sıçmaya gitmen gibi bir şeydir bu. istediğin kadar ıkın bir damla bok çıkaramazsın. en fazla 1-2 santim bağırsak çıkarırsın o da istenilen bi durum olmazdı heralde. sen iyisi mi okuma bunları. kapat sayfayı git vaktini daha iyi bir şeyler yaparak değerlendir. hani hep derler ya "en son kendin için ne yaptın mesela?" erkek okurlar hemen atlayacaktır mastürbasyon diye. geç onu, başka ne yaptın? çayı kahveyi de geç, demek istediğim öyle bir şey değil. ortamlarda dile getirildiğine şahit olmuştum bir kaç kez. kiminin kendine yapabilceği en büyük iyilik dünyayı gezmektir mesela. "volkswagen kaplumbağa minibüse atlıcaksın abi, yanında da en cıvırından japon bi hatun olacak. gezeceksin dünyayı özgürlüğün kokusunu ciğerle…

hayatımın aşkı

Resim
evet beyler yanlış okumadınız başlığı. hayatımın aşkı, bi tanecik sevgilim benim.. onu çok seviyorum piçler içimde bi şeyler pıt pıt ediyor aklıma geldikçe. hiç aklımdan çıkmadığını tahmin edersiniz ki bütün gün pıtır pıtır gezdim ortalıkta pancar motoru gibi. bütün gün diyorum çünkü ilişkimiz o kadar taze ki.. hemen sizlerle paylaşma ihtiyacı hissettim. içim içime sığmıyor çünkü illa ki birilerine anlatmam gerek. sizden başka da kimsem yok ki piçler
her şey bu gün başladı. öğle tatilinde bi şeyler yemek için ofisten çıkmıştım. her gün yediğimiz tavuk dönerden baydığım için daha farklı tatların arayışındaydım; tabi 5 lirayı geçmemek kaydıyla. çarşının sonunda ekmek arası ciğer kavurma satan seyyar bi eleman vardı. bildiğiniz gibi seyyar pilavcı, kokoreççi vs. ilk tercihimdir hep. mc donalds'mış burger king'miş hiç gitmem öyle kapitalizm kalelerine. o sırada ayaklarımın dibinde yerde sürünerek ilerleyen dilenciyi fark ettim. adamın belden aşağısı yoktu. kaykay gibi bir şeyin üze…